$ Dolar 50,0432 %0,06
€ Euro 56,3824 %0,31
£ Sterlin 67,5651 %0,20
Altın $4.128,71 %1,60
Gümüş 84,84 %1,04
Tam da aradığımız yakınlık mümkün hâle gelmişken neden geri çekiliriz? Neden duygularımızı saklamaya, araya mesafe koymaya ya da ilişkiyi bitirmek için kusur aramaya başlarız?
Kendi verebildiğini yeterli sanmak, karşındakinin ihtiyacını görmezden gelmektir
İnsan, bir ailenin içinde büyürken yaşadıklarını, gördüklerini ve hissettiklerini referans alır.
Cinsiyetlerin insanların ruhsal yapılarını nasıl etkilediği ile ilgili konu çok uzun zamandır tartışılan ele alınan hatta geçen zaman içerisinde yaşanan teknolojik bilimsel değişimlerde tekrardan revize edilen kavramları bulunan önemli bir konu.
Bir süredir insanın kötülük yapabilme ihtimalini konuşmaktan kaçıyoruz.
Uzun zamandır ilişkiler üzerine yazıyorum. Bu hafta ise büyümenin daha erken dönemlerine, fiziksel gelişim süreçlerinin ruhsal yapılanmayı nasıl etkilediğine birlikte bakalım istiyorum.
Hayır, o seni kandırmadı.
İlişkilerde en sık yapılan ama en az fark edilen hatalardan biri, empati kurduğumuzu düşünürken aslında varsayımlarda bulunmaktır.
İnsan çoğu zaman kendisi olduğunu sandığı kişi değildir.
İnsanı kendinden daha büyük kim yaralayabilir?
Bazen karşımızdaki kişiye, 'Varlığın yeter.' deriz.
İlişki, daha önceki yazılarımda da değindiğim gibi, yalnızca iki kişinin bir araya gelmesinden oluşan mekanik bir yapı değildir. İki kişinin varlığının ötesinde ortaya çıkan; bakım, emek, temas, anlam ve süreklilik isteyen canlı bir organizmadır. Her ilişkinin kendine özgü bir dili, ritmi, kırılganlığı ve taşıma biçimi vardır. Belki de bu yüzden hiçbir ilişki birbirinin tam olarak aynısı değildir. Çünkü herkes ilişkiyi kendi hikâyesi, kendi eksikliği, kendi korkuları ve kendi ihtiyaçları üzerinden yaşar.