Uzm. Psk. Mevliye YAVUZ
Uzm. Psk. Mevliye YAVUZ

İlişkilerde Yakınlaşınca Neden Uzaklaşıyoruz?

22 Ekim 2026 12:56
Tam da aradığımız yakınlık mümkün hâle gelmişken neden geri çekiliriz? Neden duygularımızı saklamaya, araya mesafe koymaya ya da ilişkiyi bitirmek için kusur aramaya başlarız?

Çünkü bazen kaçtığımız şey, yakınlığın açığa çıkardığı ihtiyaçtır.

Birine gerçekten yer açmak; sevilme, anlaşılma ve desteklenme ihtimaliyle birlikte incinme, kaybetme ve onsuz kalma korkusunu da görünür kılar. Bir ilişkiyi istemekle, o ilişkinin bizde uyandırdığı ihtiyaçları taşımak her zaman aynı kolaylıkta olmayabilir.

Bir ilişki zamanla ilerledikçe kişiler birbirlerinin yaşamında daha fazla yer edinir. Paylaşılan deneyimler, birbirine açılan duygular ve birlikte geçirilen zaman, bir halatı oluşturan minik iplikler gibi örülür. Bağ güçlendikçe birbirimizin varlığından daha fazla etkilenir, birbirimize duyduğumuz ihtiyacı daha açık hissederiz.

Ancak birine ihtiyaç duymak herkes için güven veren bir deneyim değildir. Bazı kişiler için bu ihtiyaç, “Onsuz yapamayacak mıyım?” kaygısını beraberinde getirir. Yakınlık arttıkça kaybetme, reddedilme ya da kendi alanını yitirme korkusu da büyüyebilir. Kişi karşısındakinin hayatında daha fazla yer ararken, aynı zamanda kendi hayatında bir başkasına bu kadar yer açmış olmaktan ürkebilir. Böylece yakınlaşma isteğiyle uzaklaşma ihtiyacı aynı ilişkinin içinde yan yana durur.

Bazen kişi daha fazla zaman, ilgi ve güvence beklemeye başlar. Bu beklentilerin bir kısmı ilişkinin karşılıklılığı içinde karşılanabilir; bir kısmı ise karşısındakinin sınırlarını ve verebileceklerini aşabilir. Kendi ihtiyacının yoğunluğunu fark etmek de kişiyi korkutabilir. “Bu kadar ihtiyaç duyuyorsam uzaklaşmalıyım” diye düşünebilir. İlişkiden çekilmek, ona yeniden kontrol kazandığı hissini verebilir.

Oysa ihtiyaç duymakla, kendi yaşamını sürdüremeyecek ölçüde ötekine bağımlı hissetmek arasındaki ayrım önemlidir. Birine bağlanmak, mutlaka onsuz hiçbir şey yapamamak anlamına gelmez. Yakınlık içinde hem birbirimizden destek alabilir hem de kendi kararlarımızı, sınırlarımızı ve yaşam alanımızı koruyabiliriz.

Psikoterapide bu davranışı anlamaya çalışırken kişinin erken ilişkilerine, bağlanma deneyimlerine ve bugünkü ilişkisinde olup bitenlere bakarız. Bowlby’nin bağlanma kuramı, erken bakım ilişkilerinde oluşan beklentilerin sonraki ilişkileri anlamlandırmada nasıl rol oynayabileceğini düşünmemize yardımcı olur. Kişi ihtiyaç duyduğunda nasıl karşılanmıştır? Yakınlık ona güven mi vermiştir, yoksa reddedilme, belirsizlik veya müdahaleyle mi birlikte yaşanmıştır?

Bu sorularla, kişinin deneyimini anlamaya yönelik hipotezler oluştururuz. Bu hipotezler, bir insanı hazır bir açıklamanın içine yerleştirmek için kullanılan kesin hükümler değildir; kişinin yaşantısını ve ilişkisel örüntülerini anlamaya yardımcı olan, sınanabilir ve gerektiğinde değiştirilebilir açıklama önerileridir. Bir hipotezin yanlışlanabilir olması önemlidir; çünkü bu, onu yeni bilgiler ışığında yeniden değerlendirmemize ve gerekirse başka bir açıklamaya yönelmemize olanak tanır. Kuramların ve araştırmaların sunduğu bilgiyi kişinin yaşantısıyla birlikte değerlendirir, hipotezlerimizi gerektiğinde değiştiririz. Erken ilişkiler önemlidir; ancak bugünkü ilişkiyi yalnızca geçmiş belirlemez. Karşımızdaki kişinin davranışları, mevcut yaşam koşulları ve yeni deneyimlerimiz de bu sürece katılır.

Sistemik açıdan da yalnızca uzaklaşan kişiye bakmayız. Birinin daha fazla yakınlık aramasının diğerinin geri çekilmesiyle nasıl karşılık bulduğunu, bu geri çekilmenin yakınlık arayışını nasıl artırabildiğini inceleriz. Bazen kişiler, kendilerini korumaya çalışırken birbirlerinin korkularını büyüten bir döngünün içinde kalır. Biri mesafeyi kapatmaya çalıştıkça diğeri sıkışır; diğeri uzaklaştıkça ilki daha fazla güvence arar.

İlişkiden uzaklaşmak o anki gerilimi azaltabilir. Ancak görülme, anlaşılma ve bağ kurma ihtiyacını her zaman ortadan kaldırmaz. Elbette her ilişki sürdürülmek zorunda değildir; zarar veren bir ilişkiden ayrılmak kişinin kendisini koruması olabilir. Fakat yakınlaşmanın uyandırdığı korku nedeniyle sürekli geri çekildiğimizde, ilişkiden ayrılırken ihtiyacımızı da geride bırakamayabiliriz.

Peki, karşılanmayan bu ihtiyaçlarla ne yaparız?

Bağ kurmak, insan yaşamının temel ihtiyaçlarından biridir. Yeme, içme ve uyumayla aynı biçimde işlemese de ruhsal yaşamımızda önemli bir yer tutar. Bazen karşılanmayan ilişkisel ihtiyaçların yarattığı sıkıntıyı başka yollarla yatıştırmaya çalışırız. Telefon, alışveriş, yemek ya da alkol, bazı kişiler için bu işlevi üstlenebilir. Geçici bir rahatlama sağlasalar da aradığımız anlaşılma ve karşılıklılık deneyimini sunmayabilirler.

Burada belirleyici olan, bir davranışın hayatımızda hangi ihtiyaca karşılık geldiği ve zamanla bize neye mal olduğudur. Alışveriş yapmak, sosyal medya kullanmak ya da yemek yemekten keyif almak tek başına bir soruna işaret etmez. Ancak bunlar zor duygularla baş etmenin giderek tek yolu hâline geliyorsa, hayatımızdaki işlevlerine daha dikkatli bakmak gerekir.

Kendi deneyimlerimizde bunun izlerini görebiliriz. Anlaşıldığımız bir sohbetin, birlikte yapılan bir etkinliğin ya da doyurucu bir buluşmanın ardından telefona uzanma ihtiyacımızın azaldığı zamanlar olabilir. Hayatın içinde temas ettiğimiz durumlar arttığında, ekranın sunduğu oyalanmaya daha az ihtiyaç duyabiliriz. Bu, üzerinde düşünebileceğimiz bir deneyimdir; herkes için geçerli bir kural değildir.

Bazı araştırmalar, bağlanma ile madde kullanımı arasında da bir ilişkiye işaret eder. Fairbairn ve arkadaşlarının 2018’de, 56 binden fazla katılımcıyı kapsayan boylamsal araştırmaları bir araya getirdiği meta-analiz, daha düşük bağlanma güvenliğinin sonraki madde kullanımı artışlarıyla küçük fakat anlamlı düzeyde ilişkili olduğunu gösteriyor. Bu bulgu, bağlanma güçlüklerini olası bir risk etkeni olarak düşünmeyi destekliyor. Bağımlılığın ortaya çıkışında ise biyolojik, psikolojik ve sosyal birçok etken birlikte rol oynuyor. (pubmed.ncbi.nlm.nih.gov)

Travmatik yaşantılar açısından da önemli bir bulgu var. Luciano ve arkadaşlarının 2022’de yayımladığı, 34 araştırmayı ve 15 binden fazla katılımcıyı kapsayan meta-analiz, travma sonrası stres belirtileri ile zararlı alkol kullanımı arasındaki ilişkide, sıkıntıyla baş etmek amacıyla içmenin önemli bir rol oynadığını gösteriyor. Bu sonuç, bazı kişilerde alkolün zor duyguları yatıştırma girişimine dönüşebildiğini destekliyor. Ancak tek başına baş etmeye çalışmanın doğrudan madde kullanımına neden olduğunu kanıtlamıyor. (pubmed.ncbi.nlm.nih.gov)

Sosyal desteğin de bu süreçte yeri var. Travma sonrası stres ve madde kullanım bozukluğunun birlikte görüldüğü kişilerle yapılan bir araştırmada, daha yüksek sosyal destek tedavi sırasında belirtilerde ve madde kullanımında daha fazla azalmayla ilişkili bulunmuş. Bununla birlikte, madde kullanımını teşvik eden bir çevre aynı koruyucu işlevi taşımayabilir. Dolayısıyla çevremizde kaç kişinin bulunduğu kadar, bu ilişkilerde nasıl bir destek alabildiğimiz de önemlidir. (pmc.ncbi.nlm.nih.gov)

Tam da bu nedenle hayatımızda neyin yerini neyle doldurduğumuzu gözlemlemekte fayda var. Telefona uzandığımda ne arıyorum? Alışveriş yaptığımda hangi duygum yatışıyor? Uzaklaştığım ilişkide beni zorlayan neydi: Karşımdakinin davranışı mı, ihtiyaçlarımı söylemenin güçlüğü mü, yoksa birine ihtiyaç duyduğumu fark etmek mi?

Yalnızca iyi hissettiren deneyimler istemek anlaşılır bir arzudur. Fakat yakın ilişkiler, farklılıklarla karşılaşmayı, sınırları konuşmayı ve zaman zaman hayal kırıklığını taşımayı da gerektirir. Her rahatsızlığı ilişkinin yanlış olduğuna işaret saydığımızda, birlikte çözebileceğimiz güçlüklerden de uzaklaşabiliriz. Sürekli iyi hissetmeyi bir ilişkinin ölçüsü hâline getirmek, yakınlığın gelişmesi için gereken zamana ve karşılıklı çabaya yer bırakmayabilir.

Derinleşmek, kendi alanımızı korurken birine yer açabilmeyi, ihtiyaçlarımızı söylerken onun sınırlarını da duyabilmeyi gerektirir. Bazen bir ilişkinin içinde öğrenmemiz gereken şey, daha az ihtiyaç duymak yerine, ihtiyaçlarımızla nasıl kalacağımızdır.

Çünkü uzaklaştığımızda bir ilişki bitebilir; fakat o ilişkide karşılanmasını umduğumuz ihtiyaç bizimle kalabilir. Onu hayatımızın başka yerlerinde neyle yatıştırdığımıza bakmak, kendimizi anlamanın başlangıcı olabilir.

YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazarın tüm yazıları
X