Yaşam Koçu, Dönüşümsel koç
Saliha Bağış Çam

Kalabalıkta Yalnız Kalanlar İçin

21 Ekim 2026 12:57
Nemrut Dağı gezimizde, dağın zirvesinde dururken manzaraya hayran kaldım. İki yön de birbirinden etkileyiciydi, ama beni asıl düşündüren manzara olmadı. Aklıma şu soru takıldı: Bir hükümdar neden bu kadar emek verip bu yüksekliğe kendine tapınak-mezar kurdurmuştu?

Kolay cevap hazırdı: ego, Tanrı olma iddiası. Ama insanı kolay cevaplarla anlamaya çalışmanın bedelini ben her gün görüyorum. Siz de yaşamışsınızdır belki. Kendinizi defalarca anlattığınız hâlde karşınızdakinin sizi gerçekten duymadığını hissetmişsinizdir. Etrafınızda onca insan varken yalnız kaldığınız zamanlar olmuştur. Belki de sorun şu: Kendimizi anlatmaya çalışmadan önce, kendimizi anlamaya çalışmalıyız. Peki biz kendimizi gerçekten tanıyor muyuz? Organizasyon psikoloğu Tasha Eurich’e göre insanların yüzde 95'i kendini farkında olarak tanımlıyor, ama gerçekten farkında olanlar yalnızca yüzde 10-15. Bu oran tartışmaya açık bir ölçüm, ama yönü bile düşündürücü.

Çocukken savunmasızdık. Hayatta kalmak, sevilmek, bir yere ait olmak için bir şeyler geliştirdik. Kimimiz güçlü olmayı seçti, kimimiz herkesi memnun etmeyi, kimimiz hiç hata yapmamayı. O zaman bu stratejiler bizi gerçekten korudu. Şema terapisi bu noktayı net koyuyor: Çocuklukta hayatta kalma aracı olan baş etme biçimleri, yetişkinlikte sertleşip sorun üretmeye başlayabiliyor. İç Aile Sistemleri modelinin kurucusu Richard Schwartz da benzer bir şey söylüyor: Bizi küçükken korumak için doğan iç parçalar, zamanla eskimiş ve güncelliğini yitirmiş rollerde takılı kalabiliyor. Sorun, yıllar sonra o parçaları “ben” sanmaya devam etmemiz. Bu konudaki bakışım, Misha Saidov’un Meta Cognitive Programming (İMCP) eğitimlerinden de beslendi. Çevremizdekiler de bizi çoğu zaman yalnızca o parçamızla tanıyor. Çünkü biz de kendimizin geri kalanını henüz tanımıyoruz.

Nemrut’taki tapınak-mezarı yaptıran kişi, Kommagene Kralı I. Antiochos’tu. UNESCO, bu yapıyı kralın kendisine anıt olarak inşa ettirdiğini kaydediyor. Bugünün gözüyle ona “ego” demek kolay, hatta temelsiz de değil: Antiochos, ölümünden sonra tanrı olarak tapılabilmek için bir kral kültü kurmuştu. Ama hikâye orada bitmiyor. Aynı anıtta Antiochos, babası tarafından Pers kralı Darius’un, annesi tarafından Büyük İskender’in soyundan gelen biri olarak gösteriliyor. Tanrıları da iki dünyanın birleşimi: Zeus’un Pers tanrısı Ahuramazda ile, Herakles’in Verethragna ile özdeşleştirildiği, Yunan, Pers ve Anadolu estetiğinin iç içe geçtiği bir panteon. Yani aynı zirvede hem kendini yücelten bir kral hem de iki kültürü tek çatı altında buluşturmaya çalışan bir kral var. İkisi birbirini dışlamıyor. İnsanı anlamak da bu yüzden zor: Tek bir etiket yetmiyor. Bir insanı anlamanın yolu onu kendi gerçekliğimize çekmek değil, onun gerçekliğine doğru yürümektir. Aynı bakışı kendimize çevirmek de önemli.

Peki ne yapabiliriz? Bu hafta bir tepkinizi yakalamayı deneyin. Bir şeye gereğinden fazla sinirlendiğinizde ya da geri çekildiğinizde durup sorun: Bu tepkiyi veren, benim hangi yaşımdaki halim? Sonra o tarafı yargılamadan adlandırın: “Bende herkesi memnun etmeye çalışan bir taraf var.” Duyguyu kelimelere dökmek bilimsel olarak da karşılık buluyor: UCLA’da yapılan bir beyin görüntüleme çalışması, duyguyu adlandırmanın amigdalanın tepkisini azalttığını gösterdi. Araştırmacının kendisi bu etkinin mütevazı olabileceğini de belirtiyor. Yani mucize beklemeyin, ama nefes alacak bir mesafe kazanırsınız. Siz o parça olmaktan çıkar, o parçayı fark eden olursunuz. Sizi bir zamanlar koruduğu için ona teşekkür de edin. Schwartz’ın terapide izlediği yol da bu: Önce koruyucu parçalara, yaptıkları iş için saygı gösteriliyor. Kolay değil. Kendini anlamak emek ister, gölgelerine bakmak ise cesaret. Ama bu emek insana en değerli şeyi geri verir: kendisiyle kurduğu bütün bir ilişkiyi ve anın içinde olmaktan tat alabilmeyi.

Nemrut’un zirvesi bir dağdı. Antiochos orayı taştan, dev heykellerle kurdu ve iki bin yıl sonra hâlâ onu konuşuyoruz. İnsanın zirvesi ise kendi içinde; orada ne heykel var ne seyirci. O yüzden bir sonraki kalabalıkta yalnız hissettiğinizde durup şunu sorun: Şu an hangi yaşımla konuşuyorum, neyi korumaya çalışıyorum? Cevabı bulduğunuz an, kalabalığın içinde belki ilk kez birini gerçekten görmüş olursunuz: kendinizi.

Çünkü insanın ulaşabileceği en yüksek yer, kendisinden başka bir yer değildir.

Kaynaklar

YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazarın tüm yazıları
X