Haklı kalmak uğruna kendimizden mi vazgeçiyoruz?

Savunduğunuz doğruların içinde size hâlâ yer var mı? Bazen insan iyi bir eş, iyi bir evlat, iyi bir ebeveyn olmaya çalışırken kendi ihtiyaçlarını duymamayı öğrenir. Herkesin doğru bulduğu hayatı sürdürür; ama o hayatın içinde zamanla kendisine yabancılaşır. Sonra bir gün şu soruyla karşılaşır: İnandığım değerleri mi yaşatıyorum, yoksa onları korumak uğruna kendimden mi vazgeçiyorum?

 

Kendi gerçeğine sahip çıkmakla kendi haklılığına hayran olmak arasında ince bir çizgi bulunur. İlki insanın yaşadıklarını, ihtiyaçlarını ve sınırlarını tanımasına alan açar. İkincisinde ise kişinin kendi yorumu, herkesin uyması gereken bir ölçüye dönüşebilir. Bu durum karıştırıldığında konuşmalar anlamaya değil, karşıdakine kendi doğrusunu kabul ettirmeye hizmet etmeye başlar.

Kemal Sayar’ın yanılabilirlik üzerine şu sözleri, bu noktada düşünmeye değer bir pencere aralar: “İnandıklarımızı sorgulayabilmek ve  deneyimlere yer açabilmek bazan hakikati bırakmamızla mümkündür.

Deneyimler hayatın içerisinde her zaman yer bulamaz, özellikle yetişkinlik dönemi kişisel deneyimleri engelleyen ayıplar, hatalar ve yasaklar listeleriyle doludur. O zaman  şu soruyu sorabiliriz: Hakikati aradığımızı söylerken, aslında kendimiz hakkında korumak istediğimiz bir imgeyi mi savunuyor olabilir miyiz? İyi bir insan, fedakâr bir eş ya da doğru bir ebeveyn olduğumuza duyduğumuz inanç, davranışlarımızın başkasında yarattığı etkiyi görmemizi engelliyor olabilir mi?

“Senin iyiliğin için” diye başlayan bir cümle bize çoğu zaman,  karşıdakinin ne istediğini sormaya bile gerek bırakmaz. Bir eşin incinmesi abartı, bir çocuğun itirazı saygısızlık, bir yetişkinin kendi yolunu seçmesi vefasızlık olarak adlandırılabilir. Böylece bir kişinin doğrusu, diğerinin varoluş alanını daraltabilir. İtiraz eden kişi suçlulukla susturuluyor, yaşadıklarından kuşku duymaya zorlanıyor ya da sevgiyi kaybetmekle karşı karşıya bırakılıyorsa, haklılık iddiası ilişkide bir baskı aracına dönüşebilir.

 

Burada dikkat etmek gereken nokta her anlaşmazlığın manipülasyon olmadığıdır. Her eylemi manipulasyon olarak değerlendirmek, anlamaya çalıştığımız bu alanı yeniden kapatır. İnsanlar aynı olayı farklı yaşayabilir; birbirlerini yanlış anlayabilir ve farkında olmadan incitebilir. Belirleyici olan, farklılık ortaya çıktığında ne yaptığımızdır. Karşımızdakinin anlattığına merak duyabiliyor muyuz? Davranışımızın etkisini duyduğumuzda durup düşünebiliyor muyuz? Yoksa konuşmanın sonunda mutlaka onun yanıldığını kabul etmesine mi ihtiyaç duyuyoruz?

Bu sorgulamanın bir başka yüzü daha vardır; Kişinin bir zaman sonra kendinden şüphe etmeye başlaması. Her durumda “yapılması gereken” olarak bize sunulan davranış olan kendini sorgulama ve kendi hatasına bakma durumu bir süre sonra kendimize yabancılaşmamızla sonuçlanabilir. Kendi düşüncesinden kuşku duyabilmek değerli olarak sunulsa  da sürekli kendinden şüphe etmek çoğu zaman mütevazılık gibi  yorumlanır ancak mütevazılık değildir.  İnsan bazen ilişkide kalabilmek, kabul görmek ya da çatışmayı önlemek için kendi algısını geri çekmeyi öğrenir. “Belki ben yanlış anladım” cümlesi düşünmeye alan açabileceği gibi, kişinin yaşadığını bir kez daha geçersiz saymasının yolu da olabilir. Yanılabileceğini kabul etmekle kendi deneyimine hiç güvenememek aynı şey değildir.

Bu nedenle ilişkilerde denge, bir tarafın kendisini sürekli sorguladığı, diğerinin ise hiç değişmediği bir yerde kurulamaz. Sistemik açıdan baktığımızda, bir kişinin susması yalnızca ona ait bir davranış olarak kalmaz; ilişkinin işleyişine katılır. Biri geri çekildikçe diğeri daha fazla söz sahibi olabilir, biri ihtiyaçlarından vazgeçtikçe ailedeki düzen bu vazgeçişe dayanabilir. Düzen sürer; fakat onu sürdürmenin bedeli herkes için eşit olmayabilir.

Üstelik dışarıdan uyumlu görünen her hayat, içeride de uyumlu yaşanmaz. İnsan, benimsediği değerlerle ihtiyaçları arasında zaman zaman çatışabilir. Bir sorumluluğu yerine getirmek için isteğini erteleyebilir; sevdiği biri için zorlanmayı göze alabilir. Ancak bu erteleme sürekli hâle geldiğinde, kişinin kendi hayatıyla kurduğu bağ zayıflayabilir. İhtiyaçların uzun süre görmezden gelinmesi duygusal zorlanmaya ve ilişkisel sorunlara katkıda bulunabilir.

 “Kendi hakikatim” dediğimiz şeyi de sorgulamaya açık tutmak iç huzur için gerekir. Bir duyguyu yoğun yaşamak, o duyguyla yaptığımız her yorumun doğru olduğu anlamına gelmez. İncinmiş olmamız gerçektir; fakat karşımızdakinin niyetine ilişkin çıkarımımız eksik olabilir. Yakınlığa ihtiyaç duymamız anlaşılırdır; bu ihtiyaç, diğerinin sınırlarını belirleme hakkını ortadan kaldırmaz. Duygumuzu tanımak, yorumumuzu sınamak ve davranışımızın sorumluluğunu almak birlikte mümkündür.

Toplumun, ailenin ya da yakınlarımızın doğru kabul ettiği şeylerle kendi ihtiyaçlarımızın her zaman uzlaşacağını da varsayamayız. Bazen bütün konuşmalara ve çabalara rağmen bir seçim yapmak gerekir. Bir ilişkiyi sürdürmek, bir rolün içinde kalmak ya da bizden beklenen hayatı yaşamak, kendimizden sürekli vazgeçmemizi gerektiriyorsa çatışmayı tamamen ortadan kaldıran bir yol bulunmayabilir.

Böyle zamanlarda kendi içsel gerçekliğimizin yanında durmak, kayıpları ve belirsizliği göze almayı gerektirebilir. Bu, her isteğin peşinden gitmek ya da başkalarına karşı sorumluluklarımızı yok saymak değildir. Neyi seçtiğimizi, bu seçimin kimi nasıl etkileyeceğini ve hangi sonuçları üstlenebileceğimizi dürüstçe değerlendirmektir. Bir kararın zor olması onu yanlış yapmaz; içimizden gelmesi de tek başına doğru kılmaz.

Yaşamı bize ait kılan, seçim yapabilmemiz kadar seçimlerimizin sonuçlarında da yer alabilmemizdir. Kendi sesimizi duyarken başkasının sesini susturmamak, başkasına kulak verirken kendimizi terk etmemek… Belki de aradığımız denge burada başlar.

Hakikate yer açabilmek için bazen haklılığımızdan, kendimize yer açabilmek içinse herkesin onayından vazgeçmemiz gerekebilir… Yaşam, seçtiğimiz şeylerin bedellerinin olduğu bir yerdir. Seçimler yapmak için bedelsiz sonuçlar istemek, sonu gelmeyecek bekleyişlerden mütevellit zamanlar doğurur. Ve yaşam ileri doğru akan bir nehirdir. Sevgiyle.

Uzman Psikolog Mevliye Yavuz

Yorumlar 0

Güvenlik kodu

Yorumlar editör onayından sonra yayımlanır. Yorum yazarak Topluluk Kuralları'nı kabul etmiş ve yorumunuzla ilgili tüm sorumluluğu üstlenmiş olursunuz.

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yazın.

YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazarın tüm yazıları
X