Badem Pınarı Yön. Kur. Üyesi Kaan Badem: Gelişimi kısa vadeli satışla değil, kaliteyle ölçüyoruz
Badem Pınarı Yönetim Kurulu Üyesi Kaan Badem ile Sağlıkta Bugün Gazetesi’ne özel gerçekleştirdiğimiz röportajda; markanın yeşil dönüşüm adımlarını, lojistik stratejilerini ve operasyonel verimlilik odaklı yeni dönem vizyonunu konuştuk
Su sektörünün öncü markalarından Badem Pınarı, 17 yıllık tecrübesi, yüksek üretim kapasitesi ve sürdürülebilir büyüme vizyonuyla adından söz ettirmeye devam ediyor. 2026 yılı için minimum 3,5 milyar TL ciro hedefleyen marka, önümüzdeki dönemde 50 milyon euro tutarında dev bir yatırım hamlesine hazırlanıyor. Badem Pınarı Yönetim Kurulu Üyesi Kaan Badem ile Sağlıkta Bugün Gazetesi’ne özel gerçekleştirdiğimiz röportajda; markanın yeşil dönüşüm adımlarını, lojistik stratejilerini ve operasyonel verimlilik odaklı yeni dönem vizyonunu konuştuk.
Badem Pınarı, 17 yıllık geçmişiyle Türkiye’nin en yüksek kapasiteli ilk 10 tesisinden biri konumuna ulaştı. 2026 yılı için belirlediğiniz 3,5 milyar TL ciro hedefine ve kısa vadeli satış yerine operasyonel verimliliğe odaklanan büyüme stratejinize dayanarak; markanızı bu yıl ve önümüzdeki süreçte sektörün diğer aktörlerinden ayıracak temel vizyonunuz nedir?
Badem Pınarı olarak elbette büyümeyi önemsiyoruz. 2025 yılında yaklaşık 2,7 milyar TL ciroya ulaştık, 2026 yılını da minimum 3,5 milyar TL seviyesinde kapatmayı hedefliyoruz. Ancak bizim işimiz su. İnsanların her gün, doğrudan tükettiği temel bir ürünü üretiyoruz. Dolayısıyla bizim için büyümenin karşılığı yalnızca daha fazla şişe üretmek ya da daha fazla noktaya ulaşmak değil. Ürettiğimiz suyun kalite standardını koruyarak tüketiciye ulaştırabilmek en temel önceliklerimizden biri. Bugün saatte 135 bin şişelik üretim kapasitesine ve yıllık yaklaşık 30 milyon kolilik üretim hacmine sahibiz. Bu ölçekte üretim yaptığınızda sorumluluğunuz da aynı ölçüde büyüyor. Kaynaktan doluma, ambalajdan depolamaya, ürünün sevkiyatından tüketiciyle buluştuğu noktaya kadar bütün süreci doğru yönetmeniz gerekiyor. Bizi sektörün diğer aktörlerinden ayıracak yaklaşımın da burada şekillendiğini düşünüyorum. Kısa vadeli satış artışlarının peşinden gitmek yerine üretim altyapımızı güçlendirmeye, süreçlerimizi geliştirmeye ve tüketicinin markamıza duyduğu güveni uzun yıllar korumaya odaklanıyoruz. Badem Pınarı'nı yalnızca yüksek üretim kapasitesiyle değil, güvenilir üretim anlayışıyla da öne çıkan bir marka haline getirmek istiyoruz.

2026-2027 stratejiniz kapsamında yaklaşık 50 milyon euro tutarında oldukça ciddi bir ek yatırım planladığınızı ve 2027 için Türkiye’nin farklı bir lokasyonunda yeni bir tesis hedeflediğinizi biliyoruz. Bu yeni yatırımın markanın üretim hacmine, istihdamına ve özellikle yeni pazarlara açılma hedeflerine katkısı ne olacak?
Biz yatırım yapmayı hiçbir zaman yalnızca büyüme rakamları üzerinden değerlendirmedik. Hem ülkemize hem de faaliyet gösterdiğimiz bölgeye inanıyoruz. Zor ekonomik dönemlerde de yatırımlarımıza devam ettik. Çünkü nüfus artıyor, tüketim alışkanlıkları değişiyor ve doğal olarak üreticilerin de bu değişime hazırlıklı olması gerekiyor. 2026-2027 döneminde planladığımız yaklaşık 50 milyon euroluk ek yatırım da bu bakış açısının bir sonucu. Buradaki hedefimiz yalnızca üretim kapasitesini artırmak değil. Üretim süreçlerimizi daha güçlü hale getirmek, kalite standardımızı büyüyen kapasiteyle birlikte korumak ve ürünlerimizi farklı bölgelerdeki tüketicilere daha hızlı ulaştırabilecek bir yapı oluşturmak istiyoruz. 2027 yılında Türkiye'nin farklı bir lokasyonunda planladığımız yeni tesisin özellikle lojistik tarafında önemli bir avantaj sağlayacağını düşünüyoruz. Su sektöründe mesafe gerçekten çok önemli. Ürünün üretildiği noktadan tüketiciye kadar katettiği yol hem maliyetleri hem de operasyonu doğrudan etkiliyor. Üretimi pazara daha yakın noktalarda konumlandırabilmek, ürünlerimizi daha kısa sürede tüketiciyle buluşturmamıza imkan sağlayacak. Elbette yeni bir yatırım beraberinde yeni istihdam alanları da oluşturacak. Üretimden kalite süreçlerine, lojistikten operasyon yönetimine kadar farklı alanlarda yeni ihtiyaçların ortaya çıkmasını bekliyoruz. Biz bu yatırımı Badem Pınarı'nın önümüzdeki yıllardaki büyüme yolculuğunun önemli adımlarından biri olarak görüyoruz.
Su sektöründe lojistik ve navlun maliyetleri son yıllarda, özellikle pandemi sonrasında yüzde 13’lerden yüzde 35’lere kadar yükselerek kârlılığı en çok etkileyen kalemlerden biri haline geldi. Kendi lojistik ağınıza ve yakıt tasarruflu araç filonuza sahip bir marka olarak, bu maliyet baskısını tüketiciye yansıtmadan yönetmeyi nasıl başarıyorsunuz?
Su sektöründe lojistik gerçekten en zor başlıklardan biri. Pandemi öncesinde toplam maliyetlerimiz içerisinde navlunun payı yaklaşık yüzde 13 seviyesindeydi. Bugün bu oran yüzde 35'lere kadar yükseldi. Su yüksek hacimli ve sürekli sevkiyat gerektiren bir ürün olduğu için akaryakıt fiyatlarındaki ya da araç maliyetlerindeki değişimleri çok hızlı hissediyoruz. Ancak bizim açımızdan lojistik yalnızca bir maliyet konusu da değil. Ürünün fabrikadan çıktıktan sonra hangi koşullarda taşındığı ve ne kadar sürede tüketiciyle buluştuğu da önemli. Siz üretim tesisinizde çok yüksek hijyen ve kalite standartları sağlayabilirsiniz ama ürünün sonraki yolculuğunu aynı hassasiyetle yönetmezseniz süreci eksik bırakmış olursunuz. Kendi lojistik ağımıza sahip olmamız burada bize önemli bir kontrol imkanı sağlıyor. Filomuzda yakıt tasarruflu araçları tercih ediyor, sevkiyat ve rota planlamalarımızı sürekli gözden geçiriyoruz. Açıkçası artan her maliyeti doğrudan tüketiciye yansıtmanın doğru ve sürdürülebilir bir yaklaşım olduğunu düşünmüyoruz. Önce kendi süreçlerimize bakıyoruz. Nerede daha verimli olabiliriz, hangi kaybı azaltabiliriz, ürünü nasıl daha doğru bir planlamayla ulaştırabiliriz; bunlara odaklanıyoruz.
Yaptığınız açıklamalarda “Doğadan aldığımız bir ürünü satıyoruz, doğaya saygılı olmak zorundayız” felsefesini vurguluyorsunuz. Az plastik kullanımı ve sürdürülebilir ambalaj vizyonunuz doğrultusunda, Badem Pınarı’nın yeşil dönüşüm ve çevre politikalarında gelecekte ne gibi adımlar göreceğiz?
Su, insanların günlük hayatında sürekli tükettiği temel ürünlerden biri. Dolayısıyla üretici olarak taşıdığımız sorumluluğun farkındayız. Biz sağlık profesyoneli değiliz ve bu alanda bir sağlık iddiasında bulunmak da bizim görevimiz değil. Ancak tüketiciye sunduğumuz ürünün hangi koşullarda üretildiğinden, kalite standartlarından ve tüketiciye ulaşana kadar geçen süreçten sorumluyuz. Bu nedenle filtrasyon sistemlerimizin kontrollerinden dolum hijyenine, ambalajdan depolama ve sevkiyat süreçlerine kadar her aşamayı büyük bir hassasiyetle yönetiyoruz. Bana göre üretim tesisinde hijyen koşullarını sağlamak tek başına yeterli değil. Ürünün fabrikadan çıktıktan sonra hangi koşullarda depolandığı, güneş ve hava ile doğrudan temasının önlenmesi ve tüketiciye ne kadar sürede ulaştığı da önemli. Biz ürünlerimizin mümkün olan en kısa sürede ve doğru koşullarda tüketiciyle buluşmasını sağlamaya çalışıyoruz. Kendi lojistik ağımızın olması da bu süreci daha yakından takip etmemize imkan tanıyor. Son yıllarda tüketicinin de bu konuda çok daha bilinçli olduğunu görüyoruz. İnsanlar artık satın aldıkları ürünün nasıl üretildiğini ve kendilerine hangi koşullarda ulaştığını daha fazla sorguluyor. Bence bu, sektörümüz açısından oldukça değerli bir gelişme.
Doğal kaynak suyu üretiminde sürdürülebilirlik, kaynağın korunmasından enerji ve ambalaj kullanımına kadar oldukça geniş bir alanı kapsıyor. Badem Pınarı olarak sürdürülebilir üretim anlayışınızı nasıl şekillendiriyor, önümüzdeki dönemde hangi alanlara odaklanmayı planlıyorsunuz?
Biz doğadan aldığımız bir ürünü tüketiciyle buluşturuyoruz. O nedenle zaman zaman söylediğim bir şey var: Doğadan aldığımız bir ürünü satıyorsak doğaya saygılı olmak zorundayız. Bence sürdürülebilirlik meselesinin özeti de aslında bu kadar basit. Bugünü düşünerek üretim yapıp yarını görmezden gelemezsiniz. Bu nedenle enerji kullanımından ambalaja, üretim teknolojilerinden lojistik süreçlerimize kadar bütün yapımıza bu gözle bakmaya çalışıyoruz. Bugün tükettiğimiz enerjinin yaklaşık yüzde 30'unu yenilenebilir enerji kaynaklarından karşılıyoruz. Ambalaj tarafında plastik kullanımını azaltmaya, daha hafif ve kaynak kullanımını düşüren çözümlere yönelmeye çalışıyoruz. Lojistikte de yakıt tasarruflu araçlarımızla ve daha doğru operasyon planlamalarıyla kaynaklarımızı daha verimli kullanmayı hedefliyoruz. Depozitosu Olan Ambalajlar Sistemi'nin yaygınlaşmasını da bu açıdan önemli buluyoruz. Kapak, etiket ve ambalajlarımızı sisteme uygun hale getirdik ve ilgili ürünlerimizde geri dönüşüm logolarımızı kullanmaya başladık. Geri kazanılan ambalajların yeniden ekonomiye dahil edilmesi, hem atıkların azaltılması hem de ham madde ihtiyacının düşürülmesi açısından önemli bir fırsat sunuyor. Biz sürdürülebilirliği bir proje yapıp tamamlanacak bir iş olarak görmüyoruz. Üretim yaptığımız sürece bu konu sürekli gündemimizde olacak. Önümüzdeki dönemde de yenilenebilir enerji kullanımını geliştiren, ambalaj kaynaklı çevresel etkiyi azaltan ve üretimde kaynak verimliliğini artıran yatırımlara devam edeceğiz.
Şu anda Türkiye’nin 50 şehrinin yanı sıra dünyada da 5 farklı ülkede faaliyet gösteriyorsunuz. Yakın gelecekte ihracat haritanıza yeni ülkeler ekleme planınız var mı? Badem Pınarı’nı global bir marka haline getirme yolculuğundaki öncelikli pazarlarınız nereleridir?
Bugün Türkiye'de 50 şehirde, yurt dışında ise 5 farklı ülkede faaliyet gösteriyoruz. Elbette ihracat haritamızı genişletmek ve Badem Pınarı'nı daha fazla ülkede tüketiciyle buluşturmak istiyoruz. Ancak burada çok hızlı şekilde ülke sayısını artırmak gibi bir yaklaşımımız yok. Bizim için önemli olan, girdiğimiz pazarda kalıcı olabilmek. Su gibi doğrudan tüketilen bir üründe kalite standardınızı her pazarda aynı şekilde korumanız gerekiyor. Bunun yanında doğru dağıtım ağını kurmak ve ürünün tüketiciye uygun koşullarda ulaşmasını sağlamak da oldukça önemli. Dolayısıyla yeni bir pazara girerken yalnızca satış potansiyeline bakmıyoruz. O pazarda nasıl bir yapı kurabileceğimizi, lojistik süreçleri nasıl yöneteceğimizi ve markamızı uzun vadede nasıl konumlandıracağımızı da değerlendiriyoruz. Yeni üretim yatırımlarımızın ihracat tarafında da elimizi güçlendireceğine inanıyoruz. Önümüzdeki dönemde doğal kaynak suyu kategorisinde kaliteli ve güvenilir ürünlere talebin güçlü olduğu pazarları yakından takip etmeye devam edeceğiz. Hedefimiz, Kırşehir'den doğan Badem Pınarı'nı kontrollü ama sağlam adımlarla uluslararası pazarlarda büyüyen bir marka haline getirmek.
Son olarak eklemek istediğiniz bir şey var mıdır?
Su çok temel bir ürün. Belki günlük hayatın içinde bunun üzerine her zaman uzun uzun düşünmüyoruz ama üretici tarafında baktığınızda gerçekten büyük bir sorumluluk taşıyorsunuz. Tüketici sizin ürettiğiniz ürünü doğrudan tüketiyor. Dolayısıyla kaynaktan doluma, ambalajdan depolamaya ve sevkiyata kadar her aşamada aynı hassasiyeti göstermek zorundasınız. Biz Badem Pınarı olarak büyümek ve yeni yatırımlar yapmak istiyoruz. Ancak bunu yaparken bizi bugünlere getiren kalite ve güven anlayışından uzaklaşmak istemiyoruz. Teknolojiye yatırım yapmamızın, üretim süreçlerimizi geliştirmemizin ve kendi lojistik ağımızı güçlendirmemizin temelinde de aslında bu düşünce var. Önümüzdeki dönemde hem Türkiye'de hem de uluslararası pazarlarda daha güçlü bir Badem Pınarı göreceğiz. Ama bizim için asıl önemli olan, büyürken tüketicinin markamıza duyduğu güveni de aynı şekilde büyütebilmek. Bence bir markanın uzun vadede sahip olabileceği en değerli şey de bu.