Uzm. Psk. Mevliye YAVUZ
Uzm. Psk. Mevliye YAVUZ

Ya en büyük yaralarımızı biz açıyorsak?

11 Temmuz 2026 11:42
İnsanı kendinden daha büyük kim yaralayabilir?

Başkalarının bize söyledikleri, yaptıkları ya da yapmadıkları elbette iz bırakır. Ama çoğu zaman en derin yaralar, kendimize karşı yaptıklarımızdan ya da yapmadıklarımızdan doğar. Kendi hakkımıza girdiğimiz her an; ihtiyaçlarımızı susturduğumuz, sınırlarımızı ihlal ettiğimiz, karşımızdakine hak ettiğinden daha fazla değer, daha fazla minnet ve daha fazla özen gösterdiğimiz ilişkilerde, fark etmeden kendimizi,kendi yaşam eksenimizin dışına iteriz.

Böyle zamanlarda kişi, kendi hayatının öznesi olmaktan uzaklaşır. Sürekli erteleyen, anlayan, tolere eden ve bekleyen taraf olma konumuna geçer. Oysa başkasına gösterdiğimiz özeni kendimize de gösterebildiğimizde ilişkiler daha dengeli bir zeminde kurulabilir.

Belki de insanların en zorlandığı şeylerden biri, kendimizi yaşamının merkezindeki kişi olarak görmektir.. kendini merkeze koymadığında insan yaşamına dair sorumlulukları da almıyor olarak hisseder… oysa yaşama dair tüm sorumluluk sadece bizdedir. Ve merkezinde olmadığımız yaşam bize ait değildir.

Burada sözünü ettiğim şey, herkesin yaşamının odağında olmayı isteyen narsistik bir bencillik değil; kendi ihtiyaçlarını, duygularını ve sınırlarını da insan olmanın doğal ve meşru bir parçası olarak kabul edebilmektir.

İnsan kendisini bu anlamda merkeze alamadığında, bu güçlük yalnızca kendisiyle kurduğu ilişkide kalmaz; çocuklarıyla, partneriyle ve yakın ilişkilerinin tamamında farklı biçimlerde yeniden ortaya çıkabilir.

Çoğunlukla bütün bunların altında yıllarca görülmemiş, duyulmamış ya da karşılanmamış ihtiyaçlar yatıyor olabilir. İnsan bazen başkalarını kurtarmaya çalışırken, bir yandan da kendini yok etmeye başlar. Çünkü erken yaşamda bakım verenin duygusunu anlamak, onu yatıştırmak ve onun ihtiyaçlarına uyumlanmak çocuk için çoğu zaman yaşamsal bir gerekliliktir. O dönemde hayatta kalmayı sağlayan bu uyum, yetişkinlikte de sürmeye devam ettiğinde kişi, başkalarının duygu durumunu dengelemeye çalışırken kendi kaygılarını, ihtiyaçlarını ve duygularını fark etmeden geri plana itebilir.

Yaşamın ilginç tarafı ise şudur: Ertelediğimiz, bastırdığımız ya da sürekli başkaları üzerinden çözmeye çalıştığımız her şey, bir gün bumerang gibi yeniden bize döner. Aynı ilişkilerde, benzer kırgınlıklarda ve aynı çıkmazlarda kendimizi yeniden buluruz.

Başlangıçta bizi büyüleyen o toz pembe hikâyeler zamanla dağılır. İlişkilerin, ebeveynliğin, mesleğin ya da kendimize dair kurduğumuz anlatının büyüsü azaldığında geriye gerçekle karşılaşmak kalır. Belki de en zor yüzleşme de budur. Kendimizi yıllarca koruduğumuz, incinmez ve kırılmaz sandığımız yanlarımızın aslında ne kadar kırılgan olduğunu fark etmek…

Belki de huzur; kendimizi yalnızca haklı ya da yalnızca mağdur görmediğimiz yerde başlar. İçimizde hem incinen hem de inciten yanların birlikte var olduğunu kabul ettiğimizde, kendimize dair daha gerçek bir bakış geliştirmeye başlarız. Bu kabul, kendimizi suçlamak için değil; yıllardır üstlendiğimiz rolleri fark edebilmek içindir.

Kendimizi sürekli yaraları sarılması gereken insanlar aramayı bıraktığımızda, karşımızdakine de kusursuzluk duygusu yüklemeyi bırakırız. İnsan olmanın doğasında hem kırılmak hem kırmak vardır. Bunu görebildiğimiz ölçüde, ne kendimizi bütünüyle kurban ne de bütünüyle suçlu görmeden yaşamaya devam ederiz. Belki de gerçek dönüşüm, kendimizle kurduğumuz ilişkide kendimizi yaralamayı bıraktığımızda başlar.

 

YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazarın tüm yazıları
X