Uzm. Psk. Mevliye YAVUZ
Uzm. Psk. Mevliye YAVUZ

İlişkideki Sen Hala Sen misin?

27 Ağustos 2026 11:40
Özdeğer, özsaygı, özşefkat…Bu kavramları o kadar çok konuşuyoruz ki, yaşamın içindeki karşılıklarını kaybediyoruz. Oysa bu kavramların bir parçası yalnızca kendimiz hakkında ne düşündüğümüzle değil; hayatın akışı içinde kendimize ne kadar alan açabildiğimizle, kendimizi ne kadar bırakabildiğimizle, kendimiz olmaya ne kadar izin verdiğimizle ilgili

Spontanlığımızı koruyabiliyor muyuz?

 Bir ilişkinin içinde kendimiz olarak kalabiliyor muyuz?
 Yoksa ilişkiyi sürdürebilmek için benliğimizin bazı parçalarını sürekli geriye mi çekiyoruz?

 Özdeğer kavramı, tam burada görünür hâle geliyor.

Kuramsal olarak kendimizi anlamaya çalışmak kıymetli. Fakat yaşam çoğu zaman kuramların düzeni içinde ilerlemiyor. Bir şeyler oluyor. Biri bir şey söylüyor, yapıyor ya da yapmıyor. Beklediğimiz yerde durmuyor. Yaklaşıyor, uzaklaşıyor, susuyor, reddediyor, görmüyor, seçmiyor.

Ve biz bütün bunlar yaşanırken bir çok duyguyu yaşıyor, hissediyoruz.

Tam burada kendimize birkaç soru sorabiliriz:

Yaşadığım şey bende nasıl etki bıraktı?
 Beni şu anda nasıl etkiliyor?
 Kendime ne söylüyorum?
 Bende hangi duyguyu harekete geçirdi?

Şimdi sırada  zor bir soru var:

Karşımdaki kişinin eylemini kişisel olarak mı algılıyorum, yoksa onun eyleminin bende uyandırdığı duyguyu mu yaşıyorum?

Çünkü bunlar aynı şey değil.

Karşımızdakinin davranışı ona ait olabilir; fakat o davranışın içimizde dokunduğu yer bize aittir. Bu ayrımı yapamadığımızda, ötekinin davranışı benliğimiz hakkında verilmiş bir hükme dönüşebilir.

Beni aramadıysa değersizim.
 Beni seçmediyse yeterli değilim.
 Beni anlamadıysa anlaşılmaya değer değilim.
 Benden uzaklaştıysa sevilmeye değer değilim.

Oysa bir başkasının eylemi ile bizim kendimize verdiğimiz değer arasında doğrudan bir eşitlik kurulduğunda, benlik değerimizin anahtarını fark etmeden ötekinin eline bırakmış oluruz.Ama mesele yalnızca karşı taraf da değildir.

Karşımdaki kişi aynı eylemleri tekrar tekrar gerçekleştirirken ben hangi pozisyonda kalıyorum?

İlişkinin içinde neyi tekrar ediyorum?

Bekleyen miyim?
 Açıklayan mı?
 Anlamaya çalışan mı?
 Sürekli telafi eden mi?
 Uyum sağlayan mı?
 Kendinden vazgeçen mi?Ve daha önemlisi: Bütün bunlar tekrar ederken kendime dair farkındalığım ne durumda?

Çünkü bazen insan karşısındakinin ne yaptığını o kadar uzun süre anlamaya çalışır ki, kendisinin o ilişkinin içinde ne yaptığını göremez hâle gelir.

Belki ilişkilerde sormamız gereken temel sorulardan biri şu olabilir:

Sadece “ben” olduğunda, gerçekten “biz” olabilir miyiz?

Peki biz olmak ne demek?

İki insanın birbirinin içinde eridiği bir füzyon hâli mi?

Yoksa iki ayrı “ben”in bazı yerlerde kesişebildiği, birlikte bir alan oluşturabildiği ve gerektiğinde yeniden ayrışarak kendi sınırlarına dönebildiği bir ilişki mi?

Sağlıklı bir “biz”, belki de iki “ben”in ortadan kalkması değildir.

Aksine, iki benin varlığını koruyabildiği bir üçüncü alanın oluşabilmesidir.

Ben varım.
 Sen varsın.
 Bir de aramızda oluşan biz var.

Fakat o kesişim alanının içini neyle doldurduğumuz önemli.

Orada ne kadar benden var?
 Ne kadar senden?
 Ne kadar gerçekten bizden?

Bazen ilişki dediğimiz alanı yalnızca kendi beklentilerimizle doldururuz ve karşımızdakini sevdiğimizi düşünürken aslında kendi ihtiyaçlarımızın içinde onun için bir yer açmaya çalışırız.

Bazen de tam tersini yaparız. Ötekinden o kadar çok şey alırız ki, bir süre sonra hangisinin bize ait olduğunu ayırt edemeyiz.

Onun beklentileri, onun değerleri, onun yaşam biçimi, onun arzuları, onun korkuları…

Bir başkasından aldığımız her şey yabancı değildir. İnsan ilişkiler içinde değişir, öğrenir, dönüşür. Fakat bütünleşmek başka, kendinden vazgeçmek başkadır.

Belki ayrımın izini bedende ve duyguda sürebiliriz:

Burada kendimi rahat hissediyor muyum?

Nerelerde huzursuz oluyorum?

Hangi anlarda kendimi küçültmek, saklamak, açıklamak ya da değiştirmek zorunda hissediyorum?

Hangi anlarda spontanlığımı kaybediyorum?

Çünkü kendimiz olamadığımız bir yerde, bir süre sonra ilişkinin içinde kimin yaşadığını da sorgulamamız gerekir.

Özdeğer belki de sürekli “Ben değerliyim” demek değildir.

Bazen özdeğer, rahatsız olduğumuz şeyi fark edebilmek; özsaygı, o rahatsızlığı ciddiye alabilmek; özşefkat ise bütün bunları fark ettiğimizde kendimizi yargılamadan kendimizin yanında kalabilmektir.

Ve belki bütün mesele, “ben” ile “biz” arasında seçim yapmak değildir.

Mesele, biz olurken ben kalabilmek; ben kalırken de ötekine gerçekten yer açabilmektir. 

YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazarın tüm yazıları
X