Büyümek: Bazen Bir Parçanı Bırakabilmektir
Terapi odasında tekrar tekrar karşılaştığım bir gerçek var: Büyümek yalnızca yaş almak değildir. Büyümek, kimi zaman güvenli olana tutunmayı bırakabilme cesaretidir.
Çocuk gelişiminin en önemli eşiklerinden biri tuvalet eğitimi dönemidir. Dışarıdan bakıldığında yalnızca bir alışkanlık kazandırma süreci gibi görünse de, çocuk açısından bundan çok daha fazlasıdır. Çünkü ilk kez kendi bedenine ait bir şeyi bırakması, ertelemesi ve toplumsal kurallarla ilişki kurması beklenir. Bir anlamda çocuk, yalnızca tuvalet alışkanlığı edinmez; kendi dürtüleriyle dış dünyanın beklentileri arasında bir denge kurmaya başlar.
Psikanalitik kuramın da uzun yıllardır üzerinde durduğu bu dönem, çocuğun kontrol, sahiplik, sınırlar ve özerklik duygusunun şekillendiği önemli gelişim basamaklarından biridir. Gelişim psikolojisi alanındaki çok sayıda çalışma da, yaşamın belirli dönemlerinde ortaya çıkan gelişim görevlerinin ve bu dönemlerde verilen duygusal desteğin sonraki psikolojik yapılanmayı etkileyebildiğini göstermektedir.
Çocuğun gözünden baktığımızda ise durum oldukça farklıdır.
Bebeklik boyunca bedeninin kontrolü büyük ölçüde kendisindedir. Sonra bir gün ondan, kendi bedenine ait olan bir parçayı belirli bir zamanda, belirli bir yerde bırakması istenir. Bu, yetişkin için sıradan görünse de çocuk için önemli bir kayıp ve belirsizlik deneyimi olabilir. Kimi çocuk bu nedenle tuvaletini tutar, kimi bezini bırakmak istemez, kimi ise yoğun kaygı yaşayabilir.
Aslında burada karşılaştığımız şey çoğu zaman inat değil, büyümenin yarattığı kaygıdır.
Toplum olarak bazen bu süreçleri küçümseyebiliyoruz. “Biz de büyüdük, kimse bunları düşünmedi.” cümlesini sıkça duyuyoruz. Oysa bugün insan davranışını inceleyen bilim, gelişimin rastgele ilerlemediğini; her dönemin kendine özgü psikolojik görevleri, çatışmaları ve ihtiyaçları olduğunu ortaya koyuyor. Çocuğun yaşadığı duygular davranışlarını etkilediği gibi, yetişkinlerin bu davranışlara verdiği karşılık da çocuğun iç dünyasının yapılanmasına katkıda bulunuyor.
Bu nedenle terapi odasında yalnızca çocuğun davranışına bakmıyoruz. Onun yaşadığı kaygıya, korkuya ve bu süreçte yanında nasıl durulduğuna bakıyoruz.
Çünkü çoğu zaman insanı yaralayan yalnızca yaşadığı olay değildir. O olay yaşanırken duygularını taşıyabilecek, anlamlandırabilecek ve onu güvenle kapsayabilecek bir yetişkinin bulunmamasıdır.
Travma alanındaki güncel kuramlar da bu noktaya dikkat çeker. Bir olayın travmatik etkisini belirleyen yalnızca olayın kendisi değil; kişinin o sırada kendisini ne kadar yalnız, çaresiz ve desteksiz hissettiğidir. Düzenlenemeyen yoğun korku ve kaygı zamanla ruhsal yapıda sabitlenebilir ve yaşamın ilerleyen dönemlerinde farklı biçimlerde yeniden karşımıza çıkabilir.
Belki de bu yüzden tuvalet eğitimi yalnızca tuvalet eğitimi değildir.
Bu süreçte çocuğun kaygısının görülmesi, duygularının anlaşılması ve ona şefkatle eşlik edilmesi; sadece bezi bırakmasını değil, büyümeyi daha güvenli bir deneyim olarak yaşayabilmesini sağlar.
Aslında yaşamın birçok döneminde ihtiyaç duyduğumuz şey de budur.
Bazen mesele yaşadığımız zorluğun büyüklüğü değildir. O zorluğun içinde bize eşlik eden birinin olup olmamasıdır.
Çünkü güven veren bir ilişki, büyümenin yükünü hafifletir.
Ve belki de büyümek, en temelde, güvenli hissettiğimiz bir el eşliğinde artık bize hizmet etmeyen bir parçayı bırakabilmeyi öğrenmektir.
YAZARIN DİĞER YAZILARI
- Kadın ve Erkek Gerçekten Bu Kadar Farklı mı? 20 Ağustos 2026 Perşembe
- Herkes Narsist, Her Şey Travma mı? 13 Ağustos 2026 Perşembe
- O seni kandırmadı. Sen onu zihninde yeniden yarattın 30 Temmuz 2026 Perşembe
- Anlamak Değil, Merak Etmek: İlişkilerde Varsayımların Sessiz Tuzağı 23 Temmuz 2026 Perşembe
- Özünü Tanımadan, Zannettikleriyle Bir Ömür Yaşayan İnsan 16 Temmuz 2026 Perşembe
- Ya en büyük yaralarımızı biz açıyorsak? 11 Temmuz 2026 Cumartesi
- Uzun Ömürlü Bir İlişkinin Dinamikleri Nelerdir? 05 Temmuz 2026 Pazar
- Yakınlık mı Yalnızlık mı? Bir ilişkide yakınlık nasıl oluşur? 25 Haziran 2026 Perşembe
- Ya Kendi Eksik Parçamı Arıyorsam? 18 Haziran 2026 Perşembe
- ‘Varlığı’ Yeter Mi? 11 Haziran 2026 Perşembe