Mahmut Baran ŞAHİN
Veteriner Hekimi - Hospivet veteriner kliniği kurucusu

Kampüsün kapısından çıkarmak, sorunu çözmek midir?

Bir üniversite kampüsü yalnızca dersliklerden, laboratuvarlardan ve amfilerden ibaret değildir. İnsanların öğrendiği, birlikte yaşamanın yollarını keşfettiği, hayata ve topluma dair sorumluluklar geliştirdiği bir alandır.

Bu nedenle Ege Üniversitesi’nde öğrencilerin yıllardır bakımını üstlendiği köpeklerin toplanması, yalnızca sahipsiz hayvanlarla ilgili bir tartışma olarak görülemez. Bu olay bize insan güvenliği, hayvan refahı ve kamu kurumlarının sorumluluğu hakkında da önemli sorular soruyor.

Ekim ayının ortasında Ege Üniversitesi kampüsündeki bakım alanında yaşayan köpeklerin bir bölümü, gece saatlerinde belediye ekipleri tarafından alandan götürüldü. Olayın ardından öğrenciler tepki gösterdi; üniversite yönetimi ise bazı öğrenci ve personelin köpeklerin saldırısına uğradığı yönündeki şikâyetleri ve bakım alanının mevzuata uygun olmadığına ilişkin tespitleri gerekçe gösterdi. Hayvan hakları topluluğu ise köpeklerin kapalı bir alanda tutulduğunu, beslenme ve sağlık ihtiyaçlarının gönüllüler tarafından karşılandığını savundu. Bornova Belediyesi de köpeklerin üniversite yönetiminin talebi ve kaymakamlığın idari talimatı doğrultusunda kendi yerleşkesine götürüldüğünü açıkladı.

Tarafların anlatımları arasında ciddi farklılıklar var. Bu farklılıkların sosyal medya tartışmalarıyla değil, şeffaf bir incelemeyle açıklığa kavuşturulması gerekiyor. Çünkü burada iki önemli sorumluluk karşı karşıya geliyor: Kampüste bulunan insanların güvenliğini sağlamak ve hayvanların yaşam hakkını korumak. Birini savunmak için diğerini yok saymak zorunda değiliz.

Bir veteriner hekim olarak şunu söyleyebilirim: Bir hayvanın bulunduğu yerde beslenmesi, su içmesi ve zaman zaman veteriner hekime götürülmesi elbette önemlidir. Ancak hayvan refahı bundan ibaret değildir. Yaşam alanının fiziksel koşulları, hijyen, hastalıkların kontrolü, uygun beslenme, davranışsal ihtiyaçlar ve düzenli veteriner hekim değerlendirmesi birlikte ele alınmalıdır. Aynı şekilde, bir köpeğin saldırgan olduğu yönündeki şikâyet de tek başına bütün hayvanların aynı şekilde değerlendirilmesi için yeterli değildir. İddialar somut verilerle incelenmeli; gerekiyorsa risk oluşturan hayvanlar bireysel olarak değerlendirilmelidir.

Üstelik hayvanları bir yerden başka bir yere götürmek, onların sorunlarını kendiliğinden ortadan kaldırmaz. Toplama işlemi tamamlandığında asıl sorular yeni başlar: Hayvanlar tam olarak nereye götürüldü? Kaçı kayıt altına alındı? Kaçının sahipli olduğu belirlendi? Sağlık kontrolleri yapıldı mı? Birbirinden farklı ihtiyaçları olan hayvanlar hangi koşullarda tutuluyor? Kampüste bakımını üstlenen gönüllülerle iletişim kuruldu mu? Bu soruların yanıtları kamuoyuyla paylaşılmadan, yalnızca “toplandı” demek yeterli bir çözüm değildir.

Burada öğrencilerin emeğini de görmezden gelemeyiz. Bir canlının aç kalmaması, tedavi edilmesi ve korunması için yıllarca emek veren insanların kaygılarını dinlemek gerekir. Gönüllülerin çabası, kamu kurumlarının sorumluluğunu ortadan kaldırmaz; ancak onların deneyimini ve bilgisini yok saymak da doğru değildir. İyi bir çözüm, gönüllüleri karşı tarafa koymak yerine onları denetlenebilir, sürdürülebilir bir bakım sisteminin parçası hâline getirebilir.

Elbette kampüste yaşayan insanların korkularını, yaşadıkları olumsuz deneyimleri veya güvenlik kaygılarını küçümseyemeyiz. Bir öğrenci, gece yurda dönerken kendisini güvende hissetmek ister. Bunun sağlanması üniversitenin görevidir. Fakat güvenliği sağlamakla hayvanları korumak birbirine zıt hedefler değildir. Uygun çevre düzenlemesi, kontrollü besleme alanları, kısırlaştırma ve sağlık takibi, davranış değerlendirmesi, kayıt sistemi ve gönüllülerle koordinasyon birlikte yürütülebilir. Bunun mümkün olup olmadığı, sahadaki koşullar incelenerek belirlenmelidir.

Asıl mesele, bir alandaki hayvanları ortadan kaldırmanın kolaylığıyla, o hayvanların yaşamını ve insanlarla birlikte var olma koşullarını düzenlemenin güçlüğü arasındaki farktır. Bir kapıyı kapatmak hızlı olabilir. Fakat o kapının ardında yaşayan canlıların geleceğini güvence altına almak, planlama ve sorumluluk ister.

Üniversiteler yalnızca bilim üreten kurumlar değil, aynı zamanda topluma örnek olması beklenen yerlerdir. Ege Üniversitesi’nde yaşananlar da bu nedenle açıklığa kavuşturulmalı; hayvanların sayısı, sağlık durumları, tutuldukları koşullar ve bundan sonraki süreç hakkında şeffaf bilgi verilmelidir. İnsan güvenliğiyle hayvan refahını karşı karşıya getirmeyen, bilimsel değerlendirmeye dayalı ve kalıcı bir çözüm ortaya konmalıdır.

Çünkü bir üniversitenin başarısı yalnızca kaç öğrenci mezun ettiğiyle ölçülmez. Yaşam hakkına, bilime ve toplumsal sorumluluğa nasıl yaklaştığı da en az onlar kadar önemlidir.

Bir sorunu gözümüzün önünden kaldırmak, onu çözmek değildir. Bazen gerçek sorumluluk, görmek istemediğimiz yerde başlar.

Yorumlar 0

Güvenlik kodu

Yorumlar editör onayından sonra yayımlanır. Yorum yazarak Topluluk Kuralları'nı kabul etmiş ve yorumunuzla ilgili tüm sorumluluğu üstlenmiş olursunuz.

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yazın.

YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazarın tüm yazıları
X