Talya Bitkisel’in kurucusu M. Halis Ertaş: Popüler Bileşenleri Değil, Anlamlı Formülleri Tüketiciyle Buluşturuyoruz
Bitkisel takviye sektörünün Türkiye’deki öncü isimlerinden Talya Bitkisel’in kurucusu M. Halis Ertaş ile dünyada yükselen longevity (uzun yaşam) trendini, Türkiye’de üretimi yerelleştirilen NADH molekülünün önemini ve ‘içten destek’ felsefesinin iyi yaşam üzerindeki etkilerini konuştuk
Modern yaşamın hızı, beraberinde ‘sürdürülebilir enerji’ ihtiyacını getirdi. Peki, hücresel düzeyde zindelik nasıl mümkün? Talya Bitkisel Kurucusu M. Halis Ertaş ile gerçekleştirdiğimiz bu özel röportajda; dünyada yükselen longevity (uzun yaşam) trendini, Türkiye’de üretimi yerelleştirilen NADH molekülünün önemini ve ‘içten destek’ felsefesinin iyi yaşam üzerindeki etkilerini konuştuk. Ertaş; Türkiye’de bir ilki gerçekleştirerek yerelleştirdikleri NADH Complex’in hikayesini ve bütüncül fitoterapi yaklaşımının detaylarını gazetemize anlattı.
- Talya Bitkisel olarak ürün geliştirme yaklaşımınızda hangi ihtiyaç ve tüketici trendleri belirleyici oluyor? Son dönemde wellness ve enerji odaklı ürün kategorilerine yöneliminizi nasıl değerlendiriyorsunuz?
Talya Bitkisel olarak ürün geliştirme süreçlerimizi yalnızca mevcut tüketici talepleri üzerinden değil, küresel wellness eğilimleri, bilimsel gelişmeler ve yaşam tarzı dönüşümleri üzerinden kurguluyoruz. Günümüzde tüketiciler artık yalnızca belirli bir ihtiyaca yönelik değil, yaşam kalitesini bütüncül biçimde destekleyen çözümler arıyor. Özellikle modern yaşamın getirdiği yoğun tempo, düzensiz beslenme ve stres gibi faktörler enerji metabolizmasına yönelik farkındalığı artırmış durumda. Bugün küresel wellness ekonomisinin 5 trilyon doları aşan bir hacme ulaşması da bu dönüşümün geçici değil, kalıcı bir yaşam biçimi değişimine işaret ettiğini gösteriyor. Biz de bu dönüşümü geçici bir trend olarak değil, uzun vadeli bir yaşam biçimi değişimi olarak değerlendiriyoruz. Bu nedenle wellness ve enerji odaklı kategorileri stratejik büyüme alanlarımız arasında konumlandırıyoruz.
- Talya NADH Complex’i geliştirirken nasıl bir ihtiyaçtan yola çıktınız? Bu ürünü formüle ederken sizi farklılaştıran yaklaşım ne oldu?
Talya NADH Complex’i geliştirirken çıkış noktamız, tüketicilerin gün içinde yalnızca kısa süreli canlılık değil, daha dengeli ve sürdürülebilir bir yaşam ritmini destekleyen ürünlere yönelmesi oldu. Biz burada tek bir bileşene odaklanmak yerine enerji metabolizmasını çok boyutlu ele alan bir formülasyon yaklaşımı benimsedik. NADH uzun yıllardır ağırlıklı olarak yurt dışından ithal edilen bir molekül olarak konumlanıyordu. Biz ise bu yapıyı Türkiye’de kompleks bir formülasyon yaklaşımıyla geliştirerek üretim sürecini yerelleştiren ilk firmalardan biri olduk. Daha önce ağırlıklı olarak dış kaynaklı tedarikle ilerleyen bu bileşeni, kendi Ar-Ge yaklaşımımız doğrultusunda Türkiye’de üretilebilir ve geliştirilebilir bir yapıya dönüştürdük. Formülasyonda NADH’ın yanında Koenzim Q10, üzüm çekirdeği ekstresi ve aktif form vitaminlerle desteklenmiş çok bileşenli bir yapı oluşturduk. Bizi farklılaştıran unsur, yalnızca trend bir içerik sunmak değil; bu içeriği bilimsel denge, biyoyararlanım ve formül bütünlüğü odağında ele almamız oldu. Talya olarak ürün geliştirmede temel yaklaşımımız, popüler bileşenleri değil, anlamlı formülleri tüketiciyle buluşturmaktır.
- Son dönemde küresel wellness dünyasında sıkça konuşulan NADH’ı siz nasıl tanımlıyorsunuz? Bu bileşenin dikkat çekmesinin temel nedeni nedir?
NADH, hücresel enerji üretim süreçlerinde rol alan ve insan vücudunda doğal olarak bulunan önemli koenzimlerden biridir. Son dönemde dikkat çekmesinin temel nedeni, wellness dünyasında enerjinin artık yalnızca fiziksel canlılık değil; zihinsel odak, sürdürülebilir performans ve yaşam kalitesi perspektifinden ele alınmaya başlanmasıdır. Bireyler artık günlük yaşamlarını destekleyen, uzun vadeli iyi yaşam yaklaşımına hizmet eden bileşenlere yöneliyor. NADH da bu dönüşüm içinde enerji metabolizmasıyla ilişkilendirilen dikkat çekici içeriklerden biri olarak öne çıkıyor. Özellikle global pazarlarda longevity ve aktif yaşam trendleriyle birlikte görünürlüğü daha da artmış durumda.
- Ürününüzde NADH’ın yanında Koenzim Q10, Üzüm Çekirdeği Ekstresi ve aktif form vitaminlerin yer alması nasıl bir formülasyon yaklaşımının sonucu?
Biz ürün geliştirme süreçlerinde sinerjik formülasyon yaklaşımını önceliklendiriyoruz. Çünkü tek başına güçlü bir bileşen kullanmak her zaman yeterli olmuyor; önemli olan bileşenlerin birbirini tamamlayan dengeli bir yapı içinde sunulmasıdır. NADH’ı Koenzim Q10 ile destekleyerek enerji metabolizması perspektifini genişletirken, üzüm çekirdeği ekstresiyle formüle antioksidan karakter kazandırmayı hedefledik. Aktif form B12 ve B6 vitaminlerini ise biyoyararlanım avantajları nedeniyle tercih ettik. Ortaya çıkan yapı, yalnızca içerik çeşitliliği değil; fonksiyonel bütünlük odağında tasarlanmış bir formülasyon yaklaşımını yansıtıyor.
- Siz sıkça “içten destek” ve bütüncül fitoterapi yaklaşımından söz ediyorsunuz. Bu bakış açısı enerji metabolizmasına yönelik ürün geliştirme süreçlerinize nasıl yansıyor?
Biz fitoterapiyi yalnızca bitkisel içerik kullanımı olarak değil, organizmayı bütüncül değerlendiren bir yaklaşım olarak ele alıyoruz. “İçten destek” anlayışımızın temelinde de bu var. Enerji kavramını yalnızca anlık performans ya da kısa süreli etki üzerinden değil; bireyin genel yaşam ritmi, metabolik dengesi ve günlük sürdürülebilirliği üzerinden değerlendiriyoruz. Bu nedenle ürün geliştirme süreçlerimizde her formülü tek bir ihtiyaca yanıt veren yapılar olarak değil, yaşam kalitesini destekleyen bütüncül çözümler olarak tasarlıyoruz. Talya’nın formülasyon yaklaşımını farklılaştıran ana unsur da bu perspektiftir.
- Türkiye’de tüketicilerin enerji odaklı takviye ürünlerine ilgisini nasıl değerlendiriyorsunuz? Kullanıcıların bu kategoride ürün seçerken hangi kriterlere dikkat etmesi gerekiyor?
Türkiye’de tüketicilerin takviye edici gıda kategorisine yaklaşımı son yıllarda belirgin şekilde bilinçlendi. Özellikle enerji odaklı ürünlerde kullanıcılar artık yalnızca ambalaj söylemlerine değil; içerik kalitesine, formun etkinliğine ve üretim standartlarına daha fazla dikkat ediyor. Bu dönüşümü oldukça değerli buluyoruz. Tüketicilerin ürün seçerken içerik kombinasyonuna, hammaddenin kalitesine, aktif form kullanımına, üretim güvenilirliğine ve markanın şeffaflığına dikkat etmesi gerektiğini düşünüyoruz. Takviye kategorisinde sürdürülebilir güven, ancak doğru formülasyon ve şeffaf üretim anlayışıyla inşa edilebilir.