Böbrek taşını hafife almayın! Uzman isim uyardı
Medicana Sağlık Grubu Üroloji Uzmanı Dr. Öğr. üyesi Akif Ersoy Erkmen, özellikle sıcak havaların arttığı dönemlerde yetersiz sıvı alımının böbrek taşı oluşumunda en önemli risk faktörlerinden biri olduğuna dikkat çekiyor
Günlük yaşamın yoğun temposunda çoğu kişi yeterli miktarda su tüketmeyi ihmal ediyor. Ancak uzmanlar, özellikle sıcak havaların arttığı dönemlerde yetersiz sıvı alımının böbrek taşı oluşumunda en önemli risk faktörlerinden biri olduğuna dikkat çekiyor. Türkiye, coğrafi ve iklimsel özellikleri nedeniyle böbrek taşı hastalığının sık görüldüğü ülkeler arasında yer alırken, hastalığın görülme sıklığı da son yıllarda giderek artış gösteriyor. Böbrek taşı hastalığının yalnızca ileri yaşlarda değil, genç erişkinlerde hatta çocuklarda bile görülebildiğini belirten Medicana Sağlık Grubu Üroloji Uzmanı Dr. Öğr. üyesi Akif Ersoy Erkmen, yeterli sıvı tüketiminin böbrek sağlığının korunmasında önemli rol oynadığını söyledi.
Yeterli su içilmediğinde idrar yoğunlaşır
Böbrek taşı oluşumunda genetik yatkınlık, beslenme alışkanlıkları, aşırı tuz tüketimi ve hareketsiz yaşamın önemli rol oynadığını belirten Dr. Öğr. üyesi Akif Ersoy Erkmen, “Böbrek taşı oluşumunda genetik yatkınlık, beslenme alışkanlıkları, aşırı tuz tüketimi ve hareketsiz yaşam önemli rol oynasa da en temel nedenlerden biri yetersiz sıvı tüketimidir. Böbrekler vücuttaki atık maddelerin idrar yoluyla uzaklaştırılmasını sağlayan önemli organlardır. Günlük sıvı alımının yetersiz olması durumunda idrar miktarı azalır ve idrar daha yoğun hale gelir. Bu durum, idrarda bulunan kalsiyum, oksalat ve ürik asit gibi taş oluşumuna zemin hazırlayan maddelerin bir araya gelerek kristal oluşturmasını kolaylaştırabilir. Özellikle daha önce böbrek taşı öyküsü bulunan kişilerde yeterli sıvı tüketimi taşın tekrar oluşmasını önlemede önemli bir yer tutmaktadır. Gün içinde yeterli su içilmediğinde idrar yoğunlaşır ve taş oluşturan minerallerin kristalleşmesi kolaylaşır” dedi.
Yaz aylarında risk artabiliyor
Özellikle yaz aylarında terleme ile vücuttan daha fazla sıvı kaybedildiğini belirten Dr. Öğr. üyesi Akif Ersoy Erkmen, “Bu durum böbrek taşı riskini artırıyor. Çay, kahve ve gazlı içecekler suyun yerini tutmaz. Günlük sıvı ihtiyacının büyük bölümü doğrudan su ile karşılanması gerekiyor. Sıcak havalarda artan sıvı kaybının yerine konulmaması idrarın yoğunlaşmasına ve taş oluşumuna zemin hazırlıyor. Özellikle açık havada çalışanlar, yoğun egzersiz yapanlar ve gün içerisinde uzun süre güneş altında kalan kişilerde sıvı kaybı daha fazla olabiliyor. Bu nedenle sıcak havalarda su tüketiminin artırılması ve susama hissi beklenmeden düzenli aralıklarla sıvı alınması önem taşıyor” dedi.
Böbrek taşları uzun süre belirti vermeyebilir
Böbrek taşlarının çoğu zaman uzun süre belirti vermeden büyüyebildiğini belirten Dr. Öğr. üyesi Akif Ersoy Erkmen, taşın idrar kanalına düşmesi durumunda ani başlayan şiddetli bel ağrısı, kasığa vuran ağrı, bulantı, kusma, idrarda kanama ve idrar yaparken yanma gibi belirtilerin ortaya çıkabilir. Özellikle daha önce taş hikâyesi bulunan kişilerde tekrar taş oluşma riski daha yüksektir. Bu nedenle düzenli takipler önem taşıyor. Bazı hastalarda taşlar rutin sağlık kontrolleri sırasında tesadüfen tespit edilebiliyor. Belirtilerin şiddeti taşın boyutuna ve bulunduğu bölgeye göre değişiklik gösterebilirken, ani başlayan ve geçmeyen ağrıların mutlaka değerlendirilmesi gerekiyor” şeklinde konuştu.
İdrar rengi önemli ipuçları verebilir
Böbrek taşı oluşumunu önlemek için günlük yaşamda alınabilecek basit önlemlerin büyük önem taşıdığını belirten Dr. Öğr. üyesi Akif Ersoy Erkmen, “Sağlıklı bireylerin günlük ortalama 2-2,5 litre idrar çıkaracak kadar sıvı tüketmesi gerekir. Bu miktar kişiye, hava sıcaklığına ve fiziksel aktiviteye göre değişebilir. Özellikle sıcak havalarda çalışan, düzenli spor yapan veya yoğun fiziksel aktivitede bulunan kişilerde sıvı ihtiyacı daha da artabilir. Günlük su tüketiminin yeterli olup olmadığını anlamanın en pratik yollarından biri idrar rengini takip etmektir. İdrarın açık sarı renkte olması genellikle yeterli sıvı alımını gösterir. Koyu renkli idrar ise vücudun susuz kaldığının önemli bir işaretidir. Bu nedenle gün boyunca düzenli aralıklarla su tüketmek ve susama hissini beklemeden sıvı almak böbrek sağlığının korunmasına katkı sağlayabilir” diye konuştu.
Beslenme alışkanlıkları da etkili oluyor
Beslenme alışkanlıklarının da taş oluşumunda etkili olduğuna dikkat çeken Dr. Öğr. üyesi Akif Ersoy Erkmen, aşırı tuz tüketimi, hazır gıdalar, işlenmiş ürünler ve fazla hayvansal protein tüketimi böbrek taşı riskini artırabilir. Özellikle fast-food tarzı beslenmenin yaygınlaşmasıyla birlikte genç yaşlarda taş hastalığı daha sık görülmeye başlandı. Düzenli su tüketimi, dengeli beslenme, ideal kilonun korunması ve aktif yaşam tarzı böbrek sağlığının korunmasına katkı sağlıyor. Günlük beslenmede sebze ve meyve tüketiminin artırılması, aşırı tuzlu ve işlenmiş gıdalardan uzak durulması da riskin azaltılmasına yardımcı olabiliyor” şeklinde konuştu.
Korunmada en etkili yöntem düzenli su tüketimi
Taş hastalarının bilinçsiz şekilde kalsiyumu tamamen kesmemesi gerektiğini belirten Dr. Öğr. üyesi Akif Ersoy Erkmen, bazı taş türlerinde düşük kalsiyumlu beslenme riski artırabilir. Bu nedenle taşın yapısına göre kişiye özel değerlendirme yapılması çok önemlidir. Günümüzde böbrek taşı tedavisinde önemli teknolojik gelişmeler var. “Endoskopik ve lazer teknolojilerindeki gelişmeler sayesinde birçok böbrek taşı ameliyatsız ya da kapalı yöntemlerle tedavi edilebiliyor. Ancak en etkili yaklaşım, taş oluşmadan önce koruyucu önlemleri almaktır. Düzenli su tüketimi bu noktada en basit ama en etkili korunma yöntemlerinden biridir” dedi.
Risk grubundakiler kontrollerini ihmal etmemeli
Ailesinde böbrek taşı öyküsü bulunan kişilerin, sık idrar yolu enfeksiyonu geçirenlerin ve daha önce taş düşürmüş bireylerin düzenli kontrollerini ihmal etmemesi gerektiğini belirten Dr. Öğr. üyesi Akif Ersoy Erkmen, “Böbrek taşı hastalığında genetik yatkınlık önemli bir risk faktörüdür. Bu nedenle aile bireylerinde taş hastalığı bulunan kişilerde risk daha yüksek olabilir. Ayrıca daha önce taş düşürmüş hastalarda taşın tekrar oluşma ihtimali de göz ardı edilmemelidir. Düzenli sağlık kontrolleri sayesinde taşlar henüz ciddi şikâyetlere yol açmadan tespit edilebilir ve gerekli takip planlamaları yapılabilir. Erken tanı, hem ağrılı süreçlerin hem de böbrek fonksiyon kaybı gibi ciddi komplikasyonların önlenmesinde önemli rol oynar” sözleriyle açıklamalarını tamamladı.