Prof. Dr. Fevzi Balkan: Tiroid küçük bir organdır ama etkisi bütün vücudu yönetir
19 Temmuz 2026 11:47

Prof. Dr. Fevzi Balkan: Tiroid küçük bir organdır ama etkisi bütün vücudu yönetir

Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Fevzi Balkan 'Tiroid küçük bir organdır ama etkisi bütün vücudu yönetir' dedi

Haber Merkezi Tüm haberleri

Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Fevzi Balkan ile Tiroid sağlığı üzerine özel röportaj gerçekleştirdik ve merak edilenleri sorduk.

Halk arasında yaygın görünen "tiroid" nedir?

Aslında birçok kişi "tiroid" kelimesini bir hastalık zannediyor. Oysa tiroid bir hastalık değil, boynumuzun ön kısmında bulunan kelebek şeklinde küçük ama son derece önemli bir hormondur bezi. Ürettiği T3 ve T4 hormonları, adeta vücudumuzun metabolizma hızını belirleyen bir termostat gibi çalışır. Kalp atışından bağırsak hareketlerine, vücut ısısından beyin fonksiyonlarına, kas gücünden cilt ve saç sağlığına kadar neredeyse bütün organları etkiler.

Tiroid bezi yavaş çalıştığında kişi kendini sürekli yorgun hissedebilir, üşüyebilir, kilo alabilir, kabızlık yaşayabilir ve konsantrasyon güçlüğü çekebilir. Tam tersine fazla çalıştığında ise çarpıntı, kilo kaybı, terleme, sinirlilik ve el titremesi gibi belirtiler ortaya çıkabilir.

Toplumda en sık gördüğümüz tiroid hastalıkları Hashimoto tiroiditi, Graves hastalığı ve tiroid nodülleridir. Özellikle kadınlarda erkeklere göre çok daha sık görülür ve yaş ilerledikçe görülme sıklığı artar.

Ben hastalarıma şu cümleyi söylüyorum:

"Tiroid küçük bir organdır ama etkisi bütün vücudu yönetir."

Bu nedenle açıklanamayan yorgunluk, kilo değişiklikleri veya boyunda şişlik gibi belirtiler varsa bunları yalnızca yaşa, strese veya yoğun çalışma temposuna bağlamak yerine bir endokrinoloji uzmanı tarafından değerlendirilmek oldukça önemlidir. Erken tanı konulan birçok tiroid hastalığı günümüzde başarılı şekilde tedavi edilebilmektedir.

 

Tiroid hastalıkları toplumda oldukça yaygın görülmesine rağmen belirtileri bazen yorgunluk veya stres gibi günlük durumlarla karıştırılabiliyor. Bir kişinin kendisinde tiroid problemi olduğundan şüphelenmesi için en kritik "kırmızı bayrak" belirtiler nelerdir?

İşte tiroid hastalıklarının en büyük sorunu da bu. Belirtileri çoğu zaman başka nedenlere bağlanıyor. Pek çok kişi aylarca hatta yıllarca "yoğun çalışıyorum", "stresten oldu", "yaşım ilerledi" diyerek yaşamına devam ediyor. Oysa bazı belirtiler tiroid bezinin yardım çağrısı olabilir.

Tiroid bezi yavaş çalışıyorsa; sürekli yorgunluk, üşüme, kilo alma, kabızlık, cilt kuruluğu, saç dökülmesi, unutkanlık, depresif ruh hali ve adet düzensizlikleri görülebilir. Tiroid bezi fazla çalışıyorsa; çarpıntı, istemsiz kilo kaybı, aşırı terleme, sinirlilik, el titremesi, sıcak tahammülsüzlüğü ve uykusuzluk ön plana çıkar.

Ancak benim için en önemli kırmızı bayraklardan biri, kişinin kendisini eskisi gibi hissedememesidir. Kan değerleri normal görünse bile enerji düzeyinde belirgin bir değişiklik varsa bunun nedeni araştırılmalıdır.

Boyunda ele gelen şişlik, yutma güçlüğü, ses kısıklığı veya hızla büyüyen bir kitle ise mutlaka geciktirilmeden değerlendirilmelidir. Bunlar sadece tiroid hormonlarıyla değil, tiroid nodülleriyle de ilişkili olabilir.

Vücudunuz uzun süredir size aynı sinyalleri veriyorsa onları susturmaya değil, nedenini anlamaya çalışın. Basit bir muayene, tiroid ultrasonografisi ve doğru zamanda yapılan kan testleri, çoğu zaman tanıya giden yolu aydınlatır.

 

Tiroid sağlığı söz konusu olduğunda beslenme, özellikle de iyot tüketimi çok sık tartışılıyor. Türkiye'deki durumu göz önüne alırsak doğru bilinen yanlışlar nelerdir? Nasıl bir beslenme önerirsiniz?

Tiroid denildiğinde ilk akla gelen besin iyottur. Ancak toplumda en sık yapılan hata, "Ne kadar çok iyot alırsam tiroidim o kadar iyi çalışır." düşüncesidir. Bu doğru değildir.

Türkiye'de yıllardır uygulanan iyotlu tuz programı sayesinde ağır iyot eksikliği önemli ölçüde azalmıştır. Buna rağmen bazı bölgelerde eksiklik devam ederken, bazı kişiler ise gereksiz iyot takviyeleri nedeniyle fazla iyot almaktadır. Özellikle Hashimoto hastalarında kontrolsüz iyot kullanımı hastalığın alevlenmesine neden olabilir.

Ben hastalarıma mucize besinler yerine dengeli beslenmeyi öneriyorum. Yeterli protein, sebze, meyve, tam tahıllar, sağlıklı yağlar ve düzenli fiziksel aktivite tiroid sağlığının temelidir. Deniz ürünleri, yumurta ve süt ürünleri doğal iyot kaynaklarıdır. Brezilya cevizi, balık ve yumurta gibi selenyum içeren besinler de tiroid hormonlarının çalışmasına katkı sağlar.

Bir diğer yanlış ise lahana, brokoli veya karnabahar gibi sebzelerin tamamen yasaklanmasıdır. Normal miktarlarda tüketildiklerinde sağlıklı bireylerde ve yeterli iyot alan kişilerde ciddi bir sorun oluşturmazlar.

Tiroidi tek bir besin değil, yaşam tarzınız yönetir. Beslenmede denge, gereksiz takviyelerden çok daha değerlidir.

 

Ultrason sonucunda tiroid nodülü saptanan hastalar ciddi kaygı yaşayabiliyor. Her tiroid nodülü kanser riski taşır mı? Hangi durumlarda biyopsi veya cerrahi gerekir?

Hayır. Bu, toplumdaki en büyük yanlış inanışlardan biridir. Tiroid nodülü görmek kanser görmek anlamına gelmez.

Günümüzde yüksek çözünürlüklü ultrason cihazları sayesinde erişkinlerin yaklaşık üçte birinde hatta yaş ilerledikçe yarısından fazlasında tiroid nodülü saptanabiliyor. Bunların büyük çoğunluğu iyi huyludur ve sadece düzenli takip gerektirir.

Biz karar verirken yalnızca nodülün varlığına değil, ultrason özelliklerine bakıyoruz. Düzensiz kenarlar, belirgin kalsifikasyonlar, çevre dokulara uzanım veya şüpheli lenf bezleri gibi bulgular varsa kanser olasılığı artabilir. Ayrıca nodülün büyüklüğü de önemlidir. Şüpheli özellik taşıyan ve belirli boyutun üzerindeki nodüllerde ince iğne aspirasyon biyopsisi yapıyoruz.

Cerrahi ise her biyopsi yapılan hastaya uygulanmaz. Kanser saptanırsa, kanser şüphesi yüksekse, nefes alma veya yutmayı engelleyecek kadar büyükse ya da hormon üreten toksik nodül varsa ameliyat gündeme gelir.

Tiroid nodülünde en önemli şey paniğe kapılmak değil, doğru risk sınıflamasını yapmaktır. Günümüzde gereksiz ameliyatları azaltan en güçlü araç deneyimli ultrason değerlendirmesidir.

 

Gebelikte tiroid hormonlarının hem anne hem de bebek sağlığı üzerindeki rolü hayati önem taşıyor. Hamilelik planlayan veya yeni hamile kalan kadınlarda tiroid takibi nasıl olmalıdır? Gizli tiroid hastalıkları gebeliği nasıl etkiler?

Gebeliğin ilk aylarında bebeğin beyin gelişimi tamamen annenin tiroid hormonlarına bağlıdır. Bu nedenle gebelik planlayan her kadının tiroid fonksiyonlarının değerlendirilmesini çok önemsiyorum.

Özellikle Hashimoto hastalığı bulunanlar, daha önce düşük yapmış olanlar, ailesinde tiroid hastalığı bulunanlar veya infertilite tedavisi gören kadınlar mutlaka gebelik öncesinde değerlendirilmelidir.

Gebelik başladığında tiroid hormon ihtiyacı artar. Levotiroksin kullanan kadınların önemli bir kısmında ilaç dozunun artırılması gerekir. Bu nedenle gebeliğin öğrenilmesinden sonra gecikmeden endokrinoloji kontrolü yapılmalıdır. İlk yarıda yaklaşık 4-6 haftada bir TSH ve gerekli durumlarda serbest T4 takibi önerilir.

Tedavi edilmeyen hipotiroidi düşük, erken doğum, preeklampsi ve bebeğin nörogelişimi açısından risk oluşturabilir. Hipertiroidinin kontrolsüz olması da anne ve bebek açısından ciddi sorunlara yol açabilir.

Sağlıklı bir gebelik, çoğu zaman sağlıklı hormon dengesiyle başlar. Gebelik planlayan kadınlarda yapılacak basit bir tiroid değerlendirmesi hem anne hem de bebek için çok önemli bir yatırım olabilir.

 

Özellikle Hashimoto gibi otoimmün tiroid hastalıklarında hastalar, ilaç kullansalar bile halsizlik ve kilo kontrolü gibi sorunların devam ettiğini söylüyor. Son yıllarda yaşam kalitesini artırmaya yönelik yeni yaklaşımlar var mı?

Hashimoto sadece bir TSH hastalığı değildir. Bu nedenle tedaviyi yalnızca laboratuvar sonuçlarına indirgemek doğru olmaz. Bazı hastalarda hormon değerleri normale gelse bile yorgunluk, kilo verme güçlüğü, uyku sorunları veya yaşam kalitesinde düşüş devam edebilir.

Öncelikle bu yakınmaların gerçekten tiroidden kaynaklanıp kaynaklanmadığını araştırmak gerekir. Demir eksikliği, B12 vitamini eksikliği, D vitamini yetersizliği, insülin direnci, uyku apnesi, menopoz veya kronik stres gibi birçok durum benzer belirtilere yol açabilir.

Son yıllarda yaklaşımımız daha bütüncül hale geldi. Hastanın yalnızca TSH değerine değil; beslenmesine, kas kütlesine, uyku düzenine, fiziksel aktivitesine ve metabolik sağlığına birlikte bakıyoruz. Gereksiz takviyeler yerine kanıta dayalı eksikliklerin düzeltilmesi, düzenli direnç egzersizi, yeterli protein alımı ve kaliteli uyku yaşam kalitesini belirgin şekilde artırabiliyor.

Hashimoto'da bağışıklık sistemini tamamen ortadan kaldıran veya hastalığı kesin olarak iyileştiren bir tedavi henüz bulunmuyor. Ancak doğru hormon tedavisi ile yaşam tarzı düzenlemelerinin birlikte uygulanması, hastaların büyük bölümünde oldukça başarılı sonuçlar sağlıyor.

Hormonlar Yalan Söylemez. Ama bazen bize şunu da söyler: Sorun her zaman yalnızca tiroid değildir. Gerçek başarı, hastayı bir laboratuvar sonucu olarak değil, bir bütün olarak değerlendirebilmektir.

Prof.Dr.Fevzi BALKAN- Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Uzmanı

Güncelleme: 22 Temmuz 2026 09:17
BENZER HABERLER
X