Sağlık yöneticisi Miraç Sağır ‘Finansal Denetçi Gibi Düşün, Hekim Gibi Empati Kur’
Sağlık sektöründe 18 yıllık deneyim ve tecrübeye sahip Sağlık yöneticisi Miraç Sağır ‘Krize dayanıklı bir kurumun lideri ‘finansal bir denetçi gibi düşünen ama bir hekim gibi empati kurabilen’ liderdir’ dedi
Sağlık sektöründeki 18 yıllık birikimiyle yönetim anlayışına yeni bir soluk getiren Sağlık Yöneticisi Miraç Sağır’ı, Sağlıkta Bugün sayfalarında konuk ettik. Dijitalleşmenin sınırlarını, insan kaynağının kıymetini ve geleceğin hastanecilik vizyonunu konuştuğumuz bu özel röportaj, sağlık yönetiminin geleceğine dair önemli ipuçları veriyor.
Küresel sağlık sistemleri, pandemilerden ekonomik dalgalanmalara kadar çok ciddi stres testlerinden geçiyor. Bir sağlık yöneticisi olarak, bütçe kısıtlamaları ile medikal kalite arasındaki o hassas dengeyi nasıl koruyorsunuz? Kurumunuzun finansal ve operasyonel olarak 'krizlere dayanıklı' kalmasını sağlayan temel yönetim refleksleriniz nelerdir?
Miraç Sağır: Küresel sağlık sistemlerinin geçirdiği bu türbülanslı dönemde , bir sağlık yöneticisinin omuzlarındaki yükün ne kadar ağır ve kritik olduğunu çok iyi anlıyorum. Finansal gerçeklerin soğukluğu ile insan hayatına dokunan medikal kitlenin beklentileri arasında sıkışmak, günümüz sağlık yönetiminin en büyük sınavıdır. Bu iki kutup arasında köprü kurmak ve kurumu krizlere karşı dayanıklı kılmak, sadece rakamları yönetmekle değil, "İnsanı ve kültürü yönetmekle" mümkündür. Bir sağlık kurumunu operasyonel ve finansal olarak krize dayanıklı tutan temel yönetim reflekslerinden biride; yönetim ile medikal kadro arasındaki en büyük risk kriz anlarında"biz ve onlar" kutuplaşmasıdır. "Bütçemiz kısıtlı, bunu kısmalıyız" demek yerine "Kaynaklarınızı en verimli nasıl kullanırsak hasta güvenliğini tehlikeye atmadan bu dönemi nasıl atlatırız"ı konuşmalıyız. Krize dayanıklı bir kurumun lideri "finansal bir denetçi gibi düşünen ama bir hekim gibi empati kurabilen" liderdir.Bütçe kısıtlamaları medikal kitleye bir ceza gibi değil, kurumun geleceğini dolayısıyla onlarında çalışma alanını korumaya yönelik ortak bir savunma mekanizması olarak sunulduğunda, o hassas denge kalıcı olarak kurulmuş olur.
Sağlıkta dijital dönüşüm, yapay zekâ entegrasyonu ve otomasyon artık bir tercih değil zorunluluk. Ancak bu durum, tıbbın o geleneksel 'insani dokunuşunu' ve hasta-hekim ilişkisini zedeleme riski de taşıyor. Teknolojinin getirdiği hız ve verimlilikle, sağlık hizmetlerinin insani ve etik boyutunu aynı potada nasıl eritiyorsunuz?
Miraç Sağır: Teknolojinin hızzı ile tıbbın kalbi olan "insani dokunuş" arasında ki o çizgiyi yakalamak, dijitalleşme çağının en büyük yönetimsel ve etik sınavıdır. Çok haklısınız, yapay zeka ve otomasyon, verimlilik adına karar mekanizmalarını hızlandırırken, hekimi bir "veri giriş personelleri" hastayı ise bir "barkod numarasına" dönüştürme riski taşır. Bir sağlık yöneticisi olarak bu iki gücü birbirine düşman etmek yerine, teknolojiyi insani dokunuşu derinleştiren bir kaldıraç olarak konumlandırmak mümkündür. Yapay zeks ve otomasyon projelerini hayata geçirirken vizyonumuzu şu felsefe üzerine kurmalıyız. "Teknoloji hekimin yerini almak için değil, hekime zaman kazandırmak için vardır". Sağlıkta digital dönüşüm bir"Soğuklaşma"hareketi değil, tam tersine tıbbi özüne, yani şifaya ve insana odaklanmaya döndürme fırsatıdır. Rutin ve mekanik işleri robotlara ve yazılımlara devrettiğimiz ölçüde, insanı insan yapan empati şefkat ve etik değerlerleri daha çok zamana sahip oluruz.
Dünya genelinde ve ülkemizde sağlık çalışanlarının tükenmişlik sendromu yaşadığı, nitelikli personelin ve hekimlerin farklı sektörlere ya da yurt dışına yöneldiği bir döneme tanıklık ediyoruz. Sektördeki bu 'nitelikli iş gücü' dalgalanmasını durdurmak ve mevcut ekibin motivasyonunu profesyonel düzeyde tutabilmek adına nasıl bir insan kaynakları stratejisi yürütüyorsunuz?
Miraç Sağır: Sağlık sektörünün küresel ve ulusal düzeyde karşı karşıya olduğu en büyük , en can yakıcı kriz tam olarak budur.Finansal tabloları bir şekilde düzeltilebilir, eksik cihazları satın alabilir, dijital dönüşümü finanse edebilirsiniz; ancak yetişmiş , nitelikli ve aidiyet hissi yüksek bir hekimi veya sağlık profesyonelini kaybettiğinizde , o boşluğu hiçbir bütçeyle dolduramazsınız. Nitelikli iş gücü göçüne tükenmişliği sadece"ekonomik" bir nedene bağlamak , resmi eksik okumaktır. Sağlık çalışanları genellikle değersizlik hissi güvensiz çalışma ortamı, liyakitsizlik ve mesleki özerkliğin darslması nedeniyle kurumlardan ve ülkelerden uzaklaşıyor. Bir sağlık yöneticisi olarak, bu dalgalanmayı durdurmak ve ekibi profesyonel düzeyde tutmak adına kurduğumuz insan Kaynakları stratejisi, savunmacı değil "koruyucu ve geliştirici" bir felsefeye dayanmalıdır. Nitelikli iş gücü dalgalanmasını durdurmanın yolu sağlık çalışanını bir maliyet unsuru değil veya bir üretim aracı olarak görmeyi bırakıp, onu kurumun en değerli entelektüel sermayesi olarak konumlandırmaktır. İyi bir lider, gitmek isteyen hekime"Neden gidiyorsun"diye sormayan onun gitmeyi düşünmeyeceği kurumsal iklimi çoktan kurmuş olan bir liderdir.
Karşımızda artık internetten araştırma yapan, haklarını çok iyi bilen, beklentisi yüksek bir 'yeni nesil hasta' profili var. Sağlıkta başarı kriteri artık sadece 'tedavi etmekten' ziyade, 'değer bazlı ve kusursuz bir deneyim sunmaya' evrildi. Kurumunuz bu yeni nesil tüketici reflekslerine ve hasta hakları dinamiklerine nasıl adapte oluyor?
Miraç Sağır: Çok doğru noktaya parmak bastınız, artık karşımızda pasif bir"hasta" değil , sağlık hizmetinin aktif bit paydası, hatta tabiri caizse bilinçli bir "sağlık tüketicisi" var.İnternette semptom araştırması yapmış , alternatif tedavi yöntemlerini incelemiş, yasal haklarına son derece hakim ve en önemlisi diğer sektörlerde yaşadığı kusursuz deneyimi, (digital) sağlık sektörlerinde talep eden bir profilden bahsediyoruz.Bu yeni dönemde başarı, hastayı sadece klinik olarak iyileştirmekle değil; tanı anından tabuculuk sonrasına kadar uzanan uçtan uca deneyimi nasıl yönettiğinizle ölçülüyor. Eski nesil sağlık yönetimi hastayı bir "vaka" olarak görüldüğü yeni nesil sağlık yönetimi ise onu hayatının en kırılgan döneminde en yüksek standartı bekleyen bir "misafir ve hak sahibi" olarak görüyor, Kusursuz deneyim sunmak , tıbbi kaliteden ödün vermek değil, tam tersine o tıbbi kaliteyi hastanın memnuniyetle hissedeceği saygın bir ambalaj içinde sunmaktır.
Geleceğin hastanecilik ve sağlık yönetimi konseptine baktığınızda; fiziki binaların önemini yitirdiği, teletıp ve evde bakımın öne çıktığı bir model görüyoruz. Sizce önümüzdeki 10 yıl içinde geleneksel hastane yönetimi vizyonunda neleri tamamen çöpe atacağız? Sektörün lider bir ismi olarak, ezberleri bozacak en büyük öngörünüz nedir?
Miraç Sağır: Önümüzdeki 10 yıl sağlık yönetiminde taşların yerinden oynadığı değil , tahtanın tamamen silindiği bir dönem olacaktır. Haklısınız; tuğla ve harçla örülmüş , devasa yatak kapasiteleriyle övünen o "kamusal anıt" niteliğindeki büyük hastane binaları, geleceğin dünyasında verimsizliğin ve hantallığın simgesi haline gelecek. Sektörün geleceğine yön verecek tüm yönetim reflekslerini altüst edecek en büyük öngörüm şudur; önümüzdeki 10 yıl içinde hastane yöneticileri fiziksel binaları değil , buluttaki"meta-hastaneleri" ve insanların "digital ikizlerini" yönetecekler. Geleceğin dünyasında Hastane Müdürü unvanı yerini "Sağlık Ekosistemi Orkestra Şefi" ne bırakarak fiziki duvarların arkasına saklanıp hastanın gelmesini bekleyen her kurum ve lider , bu 10 yıllık dönüşümün altında kalmaya mahkumdur .Gelecek, hastaneyi hastanın ayağına , yani evine ve zihnine götürebilenlerin olacak