Erkeklerin Modu: Çocuk mu, Yetişkin mi? Peki Konu Sadece Erkekler mi?
01 Mayıs 2026 09:13

Erkeklerin Modu: Çocuk mu, Yetişkin mi? Peki Konu Sadece Erkekler mi?

Erkek–kadın arasındaki farklılıklar, insanlık tarihi boyunca konuşulan ama çoğu zaman belli yerlerden ele alınan bir mesele olmuştur. Kimi zaman ilişkilerdeki çatışmaların merkezine yerleşmiş, kimi zaman da hiç yokmuş gibi görmezden gelinerek ertelenmiştir. Oysa bu tartışmaların önemli bir kısmı, temel bir hatayı tekrar eder: Kişi kendini tanımadan, kendi sınırlarını ve ihtiyaçlarını fark etmeden, dikkatini karşıdakine yöneltir. Anlamaya, çözmeye çalışır ve çoğu zaman değiştirmeye çalışır.

Cinsiyet temelli farklılıklar elbette vardır ve bu farklılıklar yalnızca sosyal rollerle açıklanamayacak kadar derindir. Ancak bu farkları anlamlandırmaya çalışan birey, eğer kendi iç dünyasına temas etmiyorsa, sonucunda huzurlu ve sağlıklı bir ilişkiye doğru gidiyor olduğunu söyleyemeyiz. Çünkü kişi, kendini bilmeden karşıdakini yanlı okur. Bu noktada devreye çok daha sinsi bir mekanizma girer: Kendiyle ilgili olanı görmezden gelip, karşıdakine odaklanma mekanizması. Psikodinamik kuramın savunma mekanizmaları olarak tanımladığı bu süreçte, kişi kendi içsel yükünden uzaklaşırken odağı dışarıya kaydırır. Bu durum dışarıdan bakıldığında “ilgili olmak”, “ilişkiye emek vermek” ya da “karşıdakini anlamaya çalışmak” gibi sunulur. Hatta çoğu zaman bu şekilde pazarlanır. Ancak psikolojik düzlemde bu, oldukça konforlu bir kaçınma alanıdır.

Kendi duygularına, iç meselelerine, kırılganlıklarına bakmak yerine, enerjisini karşıdakini çözmeye yönlendirir. Bu durum kişide sahte bir kontrol hissi verir. Kişi böylece kendi sorumluluğundan uzaklaşırken, ilişkiyi yönetiyor gibi hisseder. Oysa gerçekte olan şey; ilişkinin iki yetişkin arasında değil, duygusal olarak gelişimini tamamlayamamış iki taraf arasında sürmesidir. Bu noktada sık sorulan “Erkekler çocuk modunda mı, yetişkin modunda mı?” sorusu da eksik bir sorudur. Çünkü mesele yalnızca erkekler değildir; kadınlar da aynı döngünün içindedir. Yaşanan şey biyolojik bir çocukluk değil, duygusal bir çocukluk halidir.

Bu “duygusal çocukluk hali”, şema terapide tanımlanan çocuk moduna oldukça yakındır. Kişinin kendi içsel süreçlerini düzenleyemediği, sorumluluğu dışsallaştırdığı ve ilişkiyi bir ihtiyaç giderme alanına indirgediği bir düzlemdir. Aynı zamanda bağlanma kuramı açısından bakıldığında, bu durum güvensiz bağlanma örüntülerinin ilişkide yeniden üretildiği bir alanı da işaret eder. Bu düzlemde kişi, karşıdakini bir partner olarak değil, çoğu zaman eksik kalan yanlarını tamamlayacak bir figür olarak konumlandırır. Bu yüzden ilişkilerde sıkça görülen kontrol etme, değiştirme, onay bekleme, kırılganlıktan kaçma gibi dinamikler aslında bu çocuk modunun yansımalarıdır. Yetişkinlik ise yalnızca yaş almakla ilgili değildir; kişinin kendi duygusunu tanıyabilmesi, sınırlarını fark edebilmesi ve ilişkideki sorumluluğunu üstlenebilmesiyle ilgilidir.

Ancak burada kritik olan nokta şudur: Kendine bakmadan karşıdakine yönelmek, insana iyi gelir. Çünkü kişi kendiyle yüzleşmek zorunda kalmaz. Bu nedenle bu alan oldukça caziptir. Kendi eksiklerini görmek yerine karşıdakinin hatalarını konuşmak, kendi duygusal yükünü taşımak yerine karşıdakinin davranışlarını analiz etmek daha kolaydır. Bu kolaylık zamanla alışkanlığa dönüşür ve ilişki “anlama”, “çözme”, “iletişimi güçlendirme” gibi başlıklar altında sürdürülen ama aslında yüzeyde kalan bir yapıya bürünür. Sistemik bakış açısı ise tam bu noktada devreye girer ve sorunun tek bir kişide değil, ilişkinin döngüsel yapısında tekrar ettiğini vurgular.

Sonuç olarak ortaya çıkan tablo nettir: Karşıdakini tanıma iddiasıyla yola çıkan ama kendine hiç temas etmeyen bireyler ve bu bireylerin içinde sıkıştığı ilişkiler. Bu ilişkilerde sorun, çoğu zaman karşıdaki kişinin kim olduğu değildir. Sorun, kişinin kendi içsel alanını tanımadan ilişkiye girmesidir. Bu nedenle asıl soru “Erkekler neden böyle?” ya da “Kadınlar neden böyle?” değildir. Asıl soru, “Ben bu ilişkide ne yapıyorum, nerede duruyorum ve neyi görmemeyi tercih ediyorum?” olmalıdır.

İlişkilerde gerçek dönüşüm, karşıdakini değiştirmekle değil, kişinin kendine temas etmesiyle başlar. Kendi sınırlarını, ihtiyaçlarını ve duygularını fark eden birey, karşısındakini de daha gerçekçi bir yerden görebilir. Aksi halde, “anlamak” adı altında sürdürülen her çaba, yalnızca çocuk modunun daha sofistike bir versiyonu olarak kalır.

Uzm. Psk. Mevliye Yavuz
 PsikoAkademi Biİz Atölye ve Sanatla Destek Merkezi

Güncelleme: 02 Mayıs 2026 10:39
BENZER HABERLER
X