Yaşam Koçu, Dönüşümsel koç
Saliha Bağış Çam

Bazen karşımızdaki insanla değil, zihnimizin onun hakkında yazdığı hikayeyle konuşuruz

29 Eylül 2026 15:57
Bazen bir insan hiçbir şey söylemez. Sadece susar. Yüzüne bakarız ve zihnimiz hemen bir anlam üretir:

“Bana kızgın.”

“Beni önemsemiyor.”
“Yine aynı şeyi yapıyor.”
“Benden uzaklaşıyor.”

Belki de daha birkaç saniye önce ortada yalnızca bir sessizlik vardır. Ama biz o sessizliğin içine  çoktan bir hikâye yerleştirmişizdir. Sonra o hikâyeye göre davranırız. Sesimiz değişir. Mesafe koyarız.
Savunmaya geçeriz. İğneleyici bir cümle söyleriz. Bazen de hiçbir şey söylemeyip içimize çekiliriz.

Karşımızdaki insan ise bizim zihnimizde olup bitenden habersizdir. O da kendi tarafından bakar ve bizim davranışımıza bir anlam verir.

“Bana güvenmiyor.”

“Ne söylesem yanlış anlıyor.”

“Yine üzerime geliyor.”

Ve böylece, aslında çok küçük bir olayla başlayan şey, iki insanın zihninde büyüyen iki ayrı hikâyeye dönüşür. Bence ilişkilerde bizi en çok yoran şeylerden biri tam da burada başlıyor.

Bazen karşımızdaki insanla değil, zihnimizin onun hakkında yazdığı hikâyeyle konuşuyoruz.

Ben buna “ilişki algoritması” demeyi seviyorum. Çünkü hepimizin ilişkilerde çalışan bazı otomatik programları var. Bunları çoğu zaman bilinçli olarak seçmedik. Çocukken gördüğümüz ilişkilerden öğrendik. Bize söylenenlerden, yaşadığımız hayal kırıklıklarından, kabul edilmediğimizi ya da görülmediğimizi hissettiğimiz anlardan taşıdık.

  • Birimiz eleştirildiğinde hemen kendini savunmayı öğrendi.
  • Birimiz susmayı.
  • Birimiz herkesi memnun etmeye çalışmayı.
  • Birimiz uzaklaşmayı.
  • Birimiz öfkelenmeyi.
  • Birimiz ise hiçbir şey olmamış gibi davranmayı.

Yıllar geçtikçe bunlar bize ait doğal tepkiler gibi gelmeye başladı. Oysa bazen doğal olanla öğrenilmiş olanı birbirinden ayırmak kolay değildir. Mesela hayatımızdaki biri bize sadece:

“Bugün bunu farklı yapabilirdin.” dediğinde, duyduğumuz şey gerçekten yalnızca bu cümle olmayabilir. Zihnimiz çok daha eski bir yerden cevap verebilir:

“Yine yeterli değilim.”

Bir başkası bizimle konuşmak istemediğinde:

“Beni istemiyor.”

Birisi bizi eleştirdiğinde:

“Beni olduğum hâlimle kabul etmiyor.”

Birisi sınır koyduğunda:

“Beni reddediyor.”

Belki de karşımızdaki insanın söylediği şey ile bizim ondan duyduğumuz anlam arasında kocaman bir mesafe vardır. İşte o mesafeyi fark etmek, ilişkilerimizde önemli bir değişimin başlangıcı olabilir.

Çünkü olay başka bir şeydir, ona verdiğimiz anlam başka. Ve çoğu zaman bizim tepkimizi belirleyen yalnızca olay değildir. Olayın zihnimizde aldığı anlamdır. Bunu fark ettiğimizde insan ilişkilerine başka bir yerden bakmaya başlıyoruz. Örneğin bir yakınımız bize cevap vermediğinde hemen:

“Beni önemsemiyor.” demek yerine bir an durup,

“Ben şu anda bunu nasıl yorumladım?” diye sorabiliriz.

Belki gerçekten karşımızdaki kişi bizi önemsemiyordur.

Belki de sadece yorgundur.

Belki başka bir şey düşünüyordur.

Belki de bizim zihnimiz geçmişte öğrendiği bir hikâyeyi bugünün üzerine koymuştur.

Hangisinin doğru olduğunu anlamanın yolu ise hikâyeyi zihnimizde tamamlamak değil, merak etmek ve sormaktır.

Bazen ilişkilerde ihtiyacımız olan şey daha doğru cevaplar değil, daha iyi sorulardır.

“Bunu neden yaptın?” yerine,

“Ben bunu böyle algıladım, gerçekten ne demek istedin?” diyebilmek gibi…

“Sen zaten beni anlamıyorsun.” yerine,

“Şu anda kendimi anlaşılmamış hissediyorum.” diyebilmek gibi…

Bunlar küçük cümle değişiklikleri gibi görünebilir. Ama aslında aralarında önemli bir fark vardır.

Birinde karşımızdaki insanın kim olduğuna karar veriyoruz. Diğerinde ise kendi içimizde olanı görünür hâle getiriyoruz. Ve belki ilişkilerde en çok ihtiyacımız olan şeylerden biri de bu:

Karşımızdakine bir kimlik vermeden önce kendi zihnimizde ne olduğunu fark etmek.

Elbette bunu her zaman yapamayacağız. Hepimiz insanız. Bazen yine öfkeleneceğiz. Bazen yine yanlış anlayacağız. Bazen söylediğimiz bir cümleden birkaç dakika sonra,

“Keşke bunu böyle söylemeseydim.” diyeceğiz.

Bence mesele hiç tetiklenmemek değil. Mesele, tetiklendiğimizi biraz daha erken fark edebilmek.

Çünkü bazen araya yalnızca birkaç saniye koymak bile çok şeyi değiştirebilir. Cevap vermeden önce…

Mesajı göndermeden önce… Kapıyı sertçe kapatmadan önce… Sesimizi yükseltmeden önce…

Bir an durup kendimize:

“Şu anda gerçekten ne oldu?” diye sorabiliriz.

Ardından:

“Ben buna hangi anlamı verdim?”

Ve belki en önemlisi:

“Şimdi vereceğim tepki, kurmak istediğim ilişkiye hizmet ediyor mu?”

Bazen cevap “hayır” olabilir. O zaman başka bir şey seçebiliriz. Bazen de “evet, bunu söylemem gerekiyor” diyebiliriz. Bu da mümkün. Çünkü otomatik pilotu kapatmak, sürekli sakin olmak ya da her şeyi hoş görmek değildir. Kendimizden vazgeçmek hiç değildir. Tam tersine, tepkimizi seçebilecek kadar kendimizin farkında olmak demektir. Belki de ilişkilerde gerçek özgürlük biraz burada başlıyor. Karşımızdaki insanın ne söyleyeceğini kontrol edemeyiz. Ne düşüneceğini de.

Geçmişini, alışkanlıklarını, kendi ilişki algoritmalarını da bizim değiştirmemiz mümkün değil.

Ama kendi zihnimizde başlayan o ilk cümleyi fark edebiliriz. Çünkü bazen tartışma daha ağzımızı açmadan başlamıştır. Bazen karşımızdaki insan henüz hiçbir şey söylememiştir. Ama bizim zihnimiz onun adına çoktan konuşmuştur. Ve belki de değiştirebileceğimiz ilk yer tam burasıdır.

İlişkilerimizi değiştirmek için her zaman karşımızdaki insanın değişmesini beklememiz gerekmiyor.

Bazen önce kendi zihnimizde çalışan küçük algoritmayı fark etmek yeterli. Çünkü insan ilişkilerinde yeni bir başlangıç bazen büyük kararlarla değil, çok küçük bir farkındalıkla gelir:

“Bir dakika… Ben şu anda gerçekten neye tepki veriyorum?”

Belki de otomatik pilottan çıkmanın ilk adımı budur.

Durmak.

Bakmak.

Ve kendi zihnimizin yazdığı hikâyeyi, ilk kez biraz uzaktan görmek.

Çünkü bazen evde yaşanan tartışmanın ilk cümlesi ağızdan çıkmaz.

İlk cümle zihnimizde kurulur.

Gelecek hafta, zihnimizin yalnızca düşüncelerimizi değil, günlük yaşam ritmimizi de nasıl etkilediğine birlikte bakacağız:

Biyolojik Saati Yeniden Kodlamak: Uyku Düzeninde Üstbiliş

Zihninizin, ilişkilerinizin ve hayatınızın içinde  daha fazla farkındalık ve  daha fazla huzurun olduğu bir hafta dilerim.

 

YORUMLAR
  • Toplam 1 yorum
OLCAY 10:53 - 02 Ekim 2026

bu kadar nokta atış olur teşekkürler bir süredir üzerinde düşündüğüm ve mutabık olduğum konulardı

0 Beğenmedim

YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazarın tüm yazıları
X