Görünmez Memurların İsyanı: YHS Çıkmazı ve 3600 Vaadi
Yeryüzünün en büyük gizemi, bir annenin sabrında saklıdır. Hiçbir karşılık beklemeden, sadece bir tebessüm uğruna hayatını feda eden annelerimiz; toplumun henüz keşfedilmemiş asıl mimarlarıdır. Başta evlatlarını vatan toprağına emanet eden şehit annelerimiz olmak üzere, sessizce dünyayı güzelleştiren tüm annelerimizin önünde saygıyla eğiliyorum. Ancak bu özel günün huzuru arkasında, kamu koridorlarında yankılanan ama duyulmak istenmeyen fısıltılar var.
Bugün, o fısıltıların sesini yükseltme vaktidir.
Gölgelerin Arasında 3600 Ek Gösterge Kamu binalarının ışıkları söndüğünde geriye kalan sadece duvarlar değildir; binlerce memurun ertelenmiş hayalleri, emeklilik düşleri ve cevaplanmamış sorularıdır. Ek gösterge bir rakam değil, bir devletin çalışanına verdiği değerin ölçüsüdür.
"1. dereceye gelen herkese 3600" sözü, neden hâlâ yasalaşmak yerine tozlu çekmecelerde bekletiliyor? Aynı kapıdan girip aynı yola baş koyanların arasındaki bu uçurum, kamu vicdanının neresine sığmaktadır?
Yardımcı Hizmetler: Sahnenin Arkasındaki Hayaletler
Herkesin gördüğü ama kimsenin adını anmadığı bir sınıf var: Yardımcı Hizmetler Sınıfı (YHS). Seçim dönemlerinde parlatılan, sandıklar kapandığında ise unutulan bu insanlar, modern sistemin içinde birer hayalet gibi dolaşıyor.
Büyük Çelişki: İşler işçiler üzerinden yürürken, üniversite mezunu memurlar neden hâlâ 1965'ten kalma bir kadro hapsinde tutuluyor?
Kilitli Kapılar: Kariyer yolları kapalı, ek göstergeleri yok sayılan bu personelin Genel İdare Hizmetleri (GİH) kadrosuna geçirilmesi için daha kaç seçim eskitmemiz gerekiyor?
Sessizliğe Oynayan Sendikalar
Yetkili sendikalar ve konfederasyonlar artık aynaya bakmalıdır. Memurun hakkını savunmak için kurulan masalarda "zamana oynamak" bir strateji değil, ihanettir. Sendikacılık, sadece rakamlarla oyalanmak değil; bu kördüğümleri çözecek iradeyi ortaya koymaktır.
Perde Arkasındaki Gerçek: Bir "Sandık" İhtiyacı
Emeğin eşitliği bir lütuf değil, modern kamu yönetiminin sarsılmaz temelidir. İlk köşe yazımda da üzerine basa basa vurguladığım gibi; Sağlık Bakanlığı bünyesinde acilen bir "Sağlık Çalışanları Sandık Odası" (Sosyal Yardım ve Dayanışma Fonu) kurulması artık bir tercih değil, zorunluluktur.
Emniyet teşkilatında Polsan, Türk Silahlı Kuvvetleri’nde Oyak gibi kurumsal kaleler varken; canımızı emanet ettiğimiz sağlık ordusunun bu tür bir dayanışma çatısından mahrum bırakılması kabul edilemez. Bu sandık, personelin özlük haklarının yanında geleceğini inşa edeceği, emekli olduğunda kendisini bekleyen ekonomik boşluğu kapatacağı yegâne teminatıdır. Köşe yazılarımda bu "Sandık Odası" projesinin önemine ve hayatiyetine yer vermeye kararlılıkla devam edeceğim.
Sonuç: Geç Kalan Adalet
Şunu herkes bilmeli: Bu adalet kördüğümü çözülene kadar, her yazımda bir meşale yakmaya devam edeceğim. Sessizlerin sesi, görünmezlerin gölgesi olmaktan vazgeçmeyeceğim.
Geç kalınan adalet, adaletsizliğin en karanlık halidir. Şimdi top; Meclis’in loş koridorlarında, sendika masalarında ve karar vericilerin vicdanındadır...
YAZARIN DİĞER YAZILARI
- Hemşirelerimizin Hakkı Bir Güne Sığmaz: Memuriyette Kağıt Devri Ne Zaman Bitecek? 18 Mayıs 2026 Pazartesi
- Sendikacılık mı, Sayı Avcılığı mı? Mayıs Tiyatrosu: Sahada Aslan, Masada Kuzu! 14 Mayıs 2026 Perşembe
- Sağlık Çalışanları İçin 'Yardımlaşma Sandığı' Şart 04 Mayıs 2026 Pazartesi