Uzm. Psk. Mevliye YAVUZUzm. Psk. Mevliye YAVUZ

Her Şeyi Açıklamaya Çalışırken Hayatı Kaçırıyor Olabilir miyiz?

İnsan kendini bu kadar iyi anlatırken neden hâlâ aynı yerde kalır? Yaşadıklarının nedenlerini bilir, geçmişiyle bugün arasındaki bağlantıları kurar, her duygusuna bir açıklama bulur. Ama bütün bunları bilmek, bazen iç dünyasında bir yere dokunmaya yetmez.

Çünkü bilmek, anlamakla aynı şey değildir. Anlamak her zaman hissetmek anlamına gelmez. Hissetmek de yaşadığımızı özümsemek için her zaman yeterli olmaz.

Biz bu dünyaya biraz da zihnimizle tutunuruz. Düşünerek yaşadıklarımıza anlam verir, belirsizliklerle baş etmeye çalışırız. Aklımız bizi toparlar, gündelik hayatın içinde yolumuzu bulmamıza yardımcı olur. Fakat bazen bizi hayata bağlayan bu yol, kendi içimize yaklaşmamızı da zorlaştırabilir.

İlişkilerde Yakınlaşınca Neden Uzaklaşıyoruz?

Bir duygu belirdiğinde hemen nedenini aramaya başlayabiliriz. İçimizde ne olduğunu biraz hissetmeden onu açıklamaya, bir yere yerleştirmeye çalışırız. Böylece duygumuz hakkında konuşuruz ama o duyguyla kalmakta zorlanırız. Düşünceler, bazen içimizde olup bitenlerle aramıza mesafe koymanın bir yoluna dönüşür.

Derinleşmek biraz da bu mesafenin azalmasıdır. Henüz adını koyamadığımız bir duyguyla kalabilmek, hemen bir cevap bulmadan da kendimize yaklaşabilmektir. Bunun için kontrolü biraz gevşetmeye, her an ne olduğunu bilmemeye dayanabilmeye ihtiyaç duyarız.

Ancak kontrolü bırakmak herkes için aynı derecede kolay değildir.

Yaşamın ilk dönemlerinde, annemizle ya da bize bakım veren kişiyle kurduğumuz ilişkide, duygularımızın nasıl karşılandığına dair deneyimler ediniriz. Zorlandığımızda birinin yanımızda kalabilmesi, bizi yatıştırabilmesi, ihtiyaçlarımızı fark edebilmesi; zamanla kendi duygularımızla kalabilmemize de zemin hazırlayabilir.

Bu ilişkide yeterince güvende hissedememiş bir insan içinse kendi iç dünyasına yaklaşmak daha zor olabilir. Hissetmek, ihtiyaç duymak, bir başkasına yaslanmak tedirginlik yaratabilir. Böyle zamanlarda akıl, kişinin tutunduğu güvenli bir yere dönüşebilir. İnsan açıklayabildiği yerde kalır; bilmediği, kontrol edemediği yerlere gitmekten mantıklı gerekçelerle uzak durur.

İlişkilerde elimizden geleni yapmak yeterli mi?

Elbette bunu yalnızca anne–bebek ilişkisiyle açıklayamayız. Sonraki ilişkilerimiz ve yaşadıklarımız da iç dünyamızla kurduğumuz bağı etkiler. Yine de erken dönemde nasıl karşılandığımız, bugün yakınlığı ve belirsizliği nasıl yaşadığımızı anlamak için önemli bir başlangıç olabilir.

Bu durum özel hayatımızda da kendini gösterebilir. Yakınlık, iki yetişkinin birbirini tanımasından ve konuşmasından fazlasını içerir. İlişkiye, geçmişten taşıdığımız ihtiyaçlarımızı, incinebilir yanlarımızı, içimizde hâlâ karşılanmayı bekleyen çocuğu da getiririz. Bazen her şeyin konuşulması, açıklanması yetmez. Birinin yanımızda durmasına, bizi hissetmesine, yanında kendiliğimizden var olabilmeye ihtiyaç duyarız.

İnsanın kendi istekleriyle, canlılığıyla ve duygularıyla temas edebilmesi de bu yakınlığa alan açabilir. Ancak dürtüsel davranmak tek başına derinleşmek değildir. Burada sözünü ettiğimiz, içimizden geleni fark edebilmek ve onu hemen bastırmadan, açıklamaya boğmadan tanıyabilmektir.

İç dünyamızda yaklaşmaktan korktuğumuz yerler daha katlanılabilir hâle geldikçe, derinleşmek de kolaylaşabilir. Kendiliğinden davranmak, bir adım atmak, kendi gerçeğimizi olduğu hâliyle kabul etmek için daha fazla alan bulabiliriz.

Özümsemek de biraz böyle bir süreçtir. Yaşadığımız bir şeyin yalnızca açıklamasını yapmakla kalmaz, bizdeki karşılığına temas ederiz. Bazen bir ilişkide, bazen bir üretimin içinde, bazen de sessizce dururken olur bu. Sürekli kendimizi izlemeyi bırakır, yaşadığımız anın içine katılırız. Zamanı takip etmeyi unuttuğumuz anlar da olabilir.

Terapide de bu ayrımı gözetmek gerekir. Bize gelen kişi, zamanla kendisi hakkında çok şey öğrenebilir. Yaşadıklarını ayrıntılı biçimde açıklayabilir. Fakat bu açıklamaların hayatında nasıl bir karşılık bulduğuna da bakmak gerekir. Kendini daha iyi anlatabiliyor olması, duygularıyla daha rahat kalabildiği ya da ilişkilerinde daha özgür davranabildiği anlamına her zaman gelmez.

Terapi de sürekli açıklama aranan bir yere dönüşebilir. Her yaşantının ardından yeni bir yorum, her duygunun ardından yeni bir neden beklenebilir. Burada uzmanın da durup düşünmesi gerekir: Birlikte anlamaya çalışırken, kişinin yaşadığını hissetmesine yeterince alan açabiliyor muyuz?

Bazen hemen bir açıklama getirmemek gerekir. Sessizliği doldurmadan, duyguyu aceleyle yorumlamadan, zorlanan kişinin yanında kalabilmek gerekir.

Çünkü hayatın her anının açıklamasına sahip olamayız. Bazı yaşantılar, bütün nedenlerini öğrendiğimizde bile canımızı acıtmaya devam edebilir. O zaman ihtiyaç duyduğumuz şey, bir cevap daha bulmak kadar, o acının içinde yalnız kalmamaktır.

Bazen terapide iyileşmeye alan açan da budur: Her şeyi çözmeye çalışmadan, kişinin yaşadığına ve taşıdığı zorluğa eşlik edebilmek. Onunla birlikte, henüz açıklayamadığımız yerde de kalabilmek.

İşte tam da burada terapistin kendi duygularıyla kalabilme kapasitesi devreye girer. Terapist, zor bir duyguyu hemen açıklamaya ya da değiştirmeye çalışmadan karşılayabildiğinde, karşısındaki kişinin de hissettiklerine yaklaşmasına alan açabilir. Çünkü bazen derinleşmek, hayatımıza dair bir açıklama daha bulmakla değil, açıklamaya çalıştığımız hayatı hissetmeye de izin vermekle başlar.

Yorumları oku / yorum yap

Uzm. Psk. Mevliye YAVUZ diğer yazıları

Haklı kalmak uğruna kendimizden mi vazgeçiyoruz? İlişkilerde Yakınlaşınca Neden Uzaklaşıyoruz? İlişkilerde elimizden geleni yapmak yeterli mi? Ruhsal Gelişimin İlk Adımları: Ebeveyn Rehberliği ve Ayrışma Erkek Susar, Kadın Boğulur Bergman Sinemasında Kadınlar ve Erkekler Kendi Hayatının Canlı Bombası Olmak