İnsanın Gerçek Zenginliği
Zenginlik denilince aklımıza çoğu zaman para, mal, mülk ve sahip olduklarımız geliyor. Daha büyük bir ev, daha iyi bir araba, daha yüksek bir makam… Hep biraz daha fazlasını istiyoruz.
Fakat insanın hayatında öyle şeyler var ki, onların değerini çoğu zaman kaybetme ihtimaliyle karşılaşınca anlıyoruz.
Sağlıklı bir beden, huzurlu bir ev, güvenebileceğimiz birkaç insan, aynı sofrada buluşabildiğimiz bir aile, gönül rahatlığıyla uyuyabildiğimiz bir gece…
Bunların hiçbiri bir banka hesabında yazmıyor.
Oysa insan bazen çok şeye sahip olup yine de kendisini fakir hissedebilir. Çünkü gerçek zenginlik, sahip olduklarımızın çokluğundan ziyade sahip olduklarımızın kıymetini bilebilmektir.
Bir insanın yanında güvenebileceği bir dostu varsa, derdini anlatabileceği bir insanı varsa, kapısını çalabileceği bir ailesi ve içinde şükredecek bir huzuru varsa aslında sandığından çok daha zengindir.
Hayat bize sürekli daha fazlasını istemeyi öğretiyor. Belki de biraz da elimizdekilere bakmayı öğrenmeliyiz.
Çünkü günün sonunda geriye ne kadar kazandığımızdan çok, kimlerin gönlünde güzel bir iz bıraktığımız kalacak.
Belki de gerçek zenginlik; çok şeye sahip olmak değil, sahip olduklarınla huzurlu olabilmektir.
Ve insan bunu ne kadar erken fark ederse, hayatın gerçek anlamını da o kadar erken keşfeder.