Deniz Ulaş AkdoğanFizyoterapist

Ağrı insanı yalnızlaştırır mı? Fzt. Deniz Ulaş Akdoğan

Bazen insan bir davete gitmek istemez. Bazen arkadaşlarıyla buluşmayı erteler. Bazen de en yakınındaki insanın sorduğu basit bir soruya bile tahammül edemez.

Dışarıdan bakıldığında isteksiz, mesafeli, hatta huysuz görünür.

Oysa bazen bütün bunların arkasında görünmeyen bir şey vardır: Ağrı.

Ağrı yalnızca bedenin içinde yaşanmaz. İlişkilerin, alışkanlıkların ve gündelik hayatın içine de yerleşebilir.

Uzun süredir ağrı yaşayan biri için sıradan bir akşam yemeği bile hesap yapılması gereken bir etkinliğe dönüşebilir. Ne kadar oturabileceğini, ne zaman kalkması gerekeceğini, ertesi gün nasıl hissedeceğini düşünür.

Bir süre sonra davetlere daha az katılabilir. Plan yapmaktan kaçınabilir. Çevresindekiler de bu uzaklaşmayı kişisel algılayabilir.

Ve bazen asıl yalnızlık burada başlar.

“Ama hiçbir şeyin yok gibi görünüyorsun.”

Ağrının en zor taraflarından biri görünmez olmasıdır.

Kırık bir kolun alçısı vardır. Bir yaranın izi vardır. Fakat uzun süreli ağrının her zaman dışarıdan anlaşılabilecek bir işareti bulunmaz.

İnsan kendisini tekrar tekrar açıklamak zorunda hissedebilir.

“Bugün gerçekten ağrım var.”

“Dün iyiydim ama bugün değilim.”

“İstemediğimden değil, yapamadığımdan.”

Zamanla kişi yalnızca ağrısıyla değil, anlaşılmadığını hissetmenin ağırlığıyla da uğraşabilir.

Ağrı insanın karakterini değiştirir mi?

Bu sorunun cevabı, karakter değişiminden çok daha karmaşıktır.

Uzun süreli ağrı; uyku bozuklukları, yorgunluk, dikkat güçlükleri ve duygusal zorlanmalarla birlikte görülebilir.

Eskiden sabırlı olan biri daha çabuk sinirlenebilir. Sosyal biri sessizleşebilir. Hareketli biri evde kalmayı tercih edebilir.

Bu değişiklikler kişinin karakterinin bozulduğu anlamına gelmez. Ağrının yaşam üzerindeki yükünü anlamak gerekir.

Üstelik ilişki tek yönlü değildir. Sosyal izolasyon, stres ve yetersiz sosyal destek de ağrı deneyimini olumsuz etkileyebilir.

Bazen en çok yakınlarımız anlamaz.

Bir insanın ağrısını anlamak için aynı ağrıyı yaşamış olmak gerekmez.

Fakat sürekli tavsiye vermek, başkalarının deneyimleriyle kıyaslamak veya “Biraz kafana takmamaya çalış” demek, iyi niyetli olsa bile kişinin anlaşılmadığını hissetmesine neden olabilir.

Bazen ihtiyaç duyulan şey yeni bir öneri değil, yalnızca ciddiye alınmaktır.

Çünkü ağrı kişisel bir deneyimdir. Bir başkasının ne kadar ağrı yaşadığını yalnızca yüz ifadesinden, yürüyüşünden veya o gün ne kadar güldüğünden anlayamayız.

Peki, bu yalnızlık kaçınılmaz mı?

Hayır.

Uzun süreli ağrıyla yaşayan herkes sosyal çevresinden uzaklaşmaz. Güçlü ilişkiler, uygun fiziksel aktivite, bireyin ihtiyaçlarına göre planlanan rehabilitasyon ve gerektiğinde psikososyal destek, yaşam kalitesini korumada önemli olabilir.

Burada amaç yalnızca ağrının şiddetini konuşmak değildir.

Kişinin yeniden neler yapabildiğini, nelerden vazgeçtiğini ve hayatında neleri geri kazanmak istediğini de konuşmaktır.

Çünkü bazen bir insanın hedefi on kilometre yürümek değildir.

Torunuyla parkta vakit geçirmektir.

Arkadaşlarıyla yeniden kahve içebilmektir.

Ya da akşam eve döndüğünde ailesiyle konuşacak enerjisinin kalmasıdır.

Ağrı insanı yalnızlaştırabilir. Ama belki de en ağır yalnızlık, etrafında insanlar varken yaşadığının anlaşılmadığını hissetmektir.

Ve bu yüzden bazen sorulması gereken soru yalnızca “Neren ağrıyor?” değildir.

“Ağrın yüzünden hayatında neler eksildi?”

Yorumları oku / yorum yap

Deniz Ulaş Akdoğan diğer yazıları

Her gün yürüyorum: Kemiklerim için yeterli mi? Fzt. Ulaş Akdoğan Ağrın azaldı. Peki hayatına dönebildin mi? ‘Bir Kere Fıtık Oldun mu Hep Tekrarlar’ Sözü Doğru mu? Özel Fizyoterapi Neden ‘Pahalı’ Görünüyor? Geçmedi, geçmiyor, geçmeyecek KÜTLET(ME)