Toplamak kolay. Peki ya yaşatmak?
Oysa veteriner hekimlik açısından mesele biraz daha farklı. Çünkü sahipsiz hayvanlarla ilgili asıl soru yalnızca “Kaç hayvan toplandı?” değil. Asıl soru şu: Topladığımız hayvanın başına sonra ne geliyor?
Geçtiğimiz günlerde sahipsiz köpeklerin büyük bölümünün toplandığına ilişkin açıklamalar yapıldı. Bu açıklamalar kamuoyuna önemli bir başarı göstergesi olarak sunuluyor. Fakat bir veteriner hekim olarak benim baktığım yer biraz farklı.
Bir hayvanı sokaktan almak elbette bir işlemdir. Ama o hayvanı sağlıklı tutmak, hastalığını tedavi etmek, kısırlaştırmak, aşılamak, beslemek, uygun koşullarda barındırmak ve mümkünse sahiplendirmek çok daha büyük bir sistem gerektirir.
İşte tartışmanın eksik kalan tarafı burada.
Bir hayvanı sokaktan alıp kapasitesi yetersiz bir bakımevine götürürseniz, problemi çözmüş olmazsınız. Sadece problemin yerini değiştirmiş olursunuz. Üstelik bu kez hayvanın bakımından doğrudan kamu sorumludur.
Veteriner hekimlik açısından bir bakımevinin başarısını yalnızca “kaç hayvan toplandı?” sorusuyla ölçmek mümkün değil. Kaç hayvan kısırlaştırıldı, kaçının aşıları yapıldı, kaç hayvan tedavi edildi, kaç hayvan sahiplendirildi? Bakımevinde bulaşıcı hastalık kontrolü nasıl yapılıyor? Hayvan başına ne kadar alan düşüyor? Kaç veteriner hekim görev yapıyor? Ölüm oranı nedir ve ölümlerin nedenleri kayıt altına alınıyor mu? Bunların hepsi bilinmeli.
Çünkü hayvan refahı, hayvanı yalnızca hayatta tutmaktan ibaret değil. Hayvanın ağrısı, hastalığı, beslenmesi, hareket edebilmesi, davranışlarını gösterebilmesi ve çevresel koşulları da yaşam kalitesinin bir parçası.
Bu konu yalnızca hayvan hakları açısından da önemli değil. Toplum sağlığı açısından da önemli.
Sahipsiz hayvan popülasyonunun yönetiminde kuduz başta olmak üzere zoonotik hastalıkların kontrolü, aşılama, kısırlaştırma, kayıt ve kimliklendirme, hastalık sürveyansı ve sorumlu hayvan sahipliği birlikte düşünülmek zorunda.
Dünya Sağlık Örgütü de kuduzla mücadelede köpeklerin kitlesel olarak aşılanmasını temel yöntemlerden biri olarak kabul ediyor. Yani mesele yalnızca hayvanı ortadan kaldırmak değil; hastalığı kaynağında kontrol etmek.
Burada veteriner hekimin rolü de çok önemli. Veteriner hekim sadece ameliyat yapan veya aşı uygulayan kişi değildir. Popülasyonu değerlendirir, hastalık riskini hesaplar, bulaşıcı hastalıkların kontrolünü planlar, kısırlaştırma programlarını değerlendirir, bakımevinin biyogüvenliğini yönetir ve hayvanın yaşam kalitesini değerlendirir.
Yani sahipsiz hayvan politikası oluşturulacaksa veteriner hekimin masada olması gerekir. Hatta yalnızca masada olması da yetmez. Karar mekanizmasının içinde olması gerekir.
Çünkü sahadaki gerçek bazen masa başında görüldüğünden çok farklıdır.
Bir ilçede yüzlerce hayvanı toplamak kolay görünebilir. Ama o hayvanların tamamına aynı anda veteriner hizmeti verecek personel yoksa, karantina alanı yetersizse, ameliyathane kapasitesi yetmiyorsa veya sahiplendirme sistemi çalışmıyorsa toplama işleminin kendisi yeni bir refah problemine dönüşebilir.
Bu yüzden devletin ve yerel yönetimlerin başarısını yalnızca toplama rakamlarıyla ölçmek bana doğru gelmiyor. Daha fazla soru sormamız gerekiyor.
Kaç hayvan sağlıklı? Kaç hayvan sahiplendirildi? Kaç hayvan kısırlaştırıldı? Kaç hayvan öldü ve neden öldü? Bakımevlerinin gerçek kapasitesi nedir? Bu sistem beş yıl sonra aynı problemi yeniden yaşamamızı engelleyebilecek mi?
Bunları bilmiyorsak elimizde yalnızca bir sayı vardır. Sayılar önemlidir ama tek başlarına hikâyenin tamamını anlatmaz.
Çünkü sokakta yaşayan hayvanların yönetimi bir günlük operasyon değildir. Uzun vadeli bir popülasyon yönetimi ve toplum sağlığı politikasıdır.
Sahipsiz hayvan meselesini gerçekten çözmek istiyorsak insan güvenliğini de hayvan refahını da aynı anda düşünmek zorundayız. Bir çocuğun sokakta güvende olması ile bir hayvanın kötü koşullarda yaşamaması birbirine zıt hedefler değildir. Doğru veterinerlik politikası zaten ikisini birlikte gözetebilmelidir.
Bunun için kısırlaştırma gerekir. Aşılama gerekir. Kimliklendirme ve kayıt gerekir. Sahiplendirme gerekir. Sorumlu hayvan sahipliği gerekir. Veteriner hekim istihdamı gerekir. Bakımevlerinin bilimsel standartlara göre işletilmesi gerekir. Ve bütün bunların üzerinde şeffaf veri gerekir.
Çünkü kamu kaynakları kullanılıyorsa vatandaş ne yapıldığını bilme hakkına sahiptir.
Bir hayvan toplandıysa nerede olduğunu bilmeliyiz. Tedavi edildiyse hangi koşullarda edildiğini bilmeliyiz. Sahiplendirildiyse kayıt altında olmalı. Öldüyse neden öldüğünü bilmeliyiz.
Bence tartışmanın tam merkezine koymamız gereken cümle şu:
Toplamak bir işlem, yaşatmak ise bir sistem meselesidir.
Sokaktan almak işin başlangıcıdır. Asıl başarı, o hayvanın sağlığını ve refahını koruyabildiğimiz, toplumun güvenliğini sağlayabildiğimiz ve aynı sorunun birkaç yıl sonra yeniden karşımıza çıkmasını engelleyebildiğimiz zaman ortaya çıkar.
Çünkü iyi bir hayvan politikası, hayvanları sadece sokaktan eksiltmez. Hem hayvanın hem insanın daha güvenli yaşayabileceği bir sistem kurar.
YAZARIN DİĞER YAZILARI
- Şap hastalığıyla mücadele, hayvan pazarı kapatılınca bitmez 13 Ekim 2026 Salı
- Bir canlıya yuva açmadan önce ehliyet almak gerekmez mi? 07 Ekim 2026 Çarşamba
- Hayvanları korumak, onları sevmekten fazlasıdır 04 Ekim 2026 Pazar
- Kuduzdan korkmalı mıyız, yoksa önlemeyi mi öğrenmeliyiz? 28 Eylül 2026 Pazartesi
- Veteriner hekim sağlık çalışanı değil mi? 24 Eylül 2026 Perşembe