Şap hastalığıyla mücadele, hayvan pazarı kapatılınca bitmez
Hatay’da ise SAT-1 varyantına karşı aşılama çalışmaları sürerken, hastalık nedeniyle Üzümdalı Hayvan Pazarı da tedbir amacıyla faaliyetlerini durdurdu. Bunlar, salgının yayılmasını önlemek için atılması gereken adımlar. Ancak bir veteriner hekim olarak asıl üzerinde durmamız gereken soru şu: Hastalık ortaya çıktıktan sonra aldığımız önlemler kadar, ortaya çıkmadan önce ne kadar hazırlıklıyız?
Şap, özellikle sığır, koyun, keçi ve domuz gibi çift tırnaklı hayvanları etkileyen, son derece bulaşıcı viral bir hastalık. Ateş, ağızda ve ayaklarda oluşan yaralar, salya artışı, topallık ve süt veriminde düşüş gibi belirtilerle kendini gösterebiliyor. Özellikle buzağılarda ve genç hayvanlarda ağır seyredebildiği durumlar var. Hastalık yalnızca hayvanların sağlığını etkilemiyor; üreticinin gelirini, işletmelerin devamlılığını ve hayvancılık sektörünün ekonomik dengesini de doğrudan sarsıyor.
Bir işletmede hastalık çıktığında kayıp, hasta hayvanlarla sınırlı kalmayabiliyor. Hayvan hareketlerinin kısıtlanması, satışların aksaması, üretim kaybı ve alınması gereken ek tedbirler, zaten yüksek maliyetlerle mücadele eden yetiştiriciyi zor durumda bırakıyor. Bu nedenle şapla mücadeleyi yalnızca bir salgın hastalık meselesi olarak görmek eksik kalır. Bu, aynı zamanda üretimi koruma ve kırsalda geçimini hayvancılıkla sağlayan insanları destekleme meselesidir.
Peki, ne yapmalı? Öncelikle şunu açıkça söylemek gerekiyor: Hastalık görülen bölgelerde hayvan pazarlarının kapatılması, riskli hareketlerin sınırlandırılması ve gerekli denetimlerin yapılması önemlidir. Ancak bu tedbirler tek başına yeterli değildir. Şapla mücadele, salgın haberi çıktığında başlayıp vaka sayısı azaldığında unutulacak bir çalışma olmamalıdır.
Koruyucu hekimlik tam da burada devreye giriyor. Düzenli ve doğru planlanmış aşılama, hayvanların kayıtlarının güncel tutulması, işletmeye yeni katılan hayvanların uygun süreyle ayrı tutulması, ahır girişlerinde biyogüvenlik önlemleri ve şüpheli vakaların gecikmeden bildirilmesi bir bütün olarak uygulanmalıdır. Hayvanların bir işletmeden diğerine, pazara veya başka bir ile taşınması sırasında sağlık şartlarına uyulması da en az aşılama kadar önemlidir. Çünkü bulaşıcı hastalıklar, yalnızca bir ahırın kapısında durmaz; kontrolsüz hayvan hareketleri ve yetersiz hijyen, hastalığın yeni bölgelere taşınmasına zemin hazırlayabilir.
Aşılamanın da doğru anlaşılması gerekiyor. Aşı, hastalıkla mücadelede en önemli araçlardan biridir; ancak tek başına bütün riskleri ortadan kaldıran sihirli bir çözüm değildir. Kullanılan aşının dolaşımdaki virüsle uyumu, uygulamanın doğru zamanda yapılması, hayvanların aşılanma durumunun izlenmesi ve diğer biyogüvenlik önlemlerinin sürdürülmesi gerekir. Nitekim Hatay’da gündeme gelen SAT-1 varyantı, hastalık etkenlerinin değişimini ve güncel epidemiyolojik verilerin ne kadar önemli olduğunu bir kez daha hatırlatıyor. Mücadele, sahadaki gerçek duruma göre planlanmalı ve bilimsel verilerle sürekli değerlendirilmelidir.
Burada veteriner hekimlerin emeğini de özellikle anmak gerekiyor. Sahada aşılama yapan, hastalık şüphesini değerlendiren, üreticiyi bilgilendiren ve kontrol çalışmalarına katılan veteriner hekimler, çoğu zaman görünmeyen bir koruyucu sağlık hizmeti yürütüyor. Fakat bu sorumluluk yalnızca onların omuzlarına bırakılamaz. Kamu kurumlarının etkin koordinasyonu, yeterli saha personeli, hızlı tanı ve bildirim mekanizmaları, üreticinin ulaşabileceği danışmanlık hizmetleri ve düzenli denetimler aynı sistemin parçalarıdır.
Şap hastalığıyla mücadelede başarıyı yalnızca kaç hayvan pazarının kapatıldığıyla ya da kaç doz aşı uygulandığıyla ölçemeyiz. Hastalığın ne kadar erken fark edildiğine, bulaşmanın ne ölçüde önlendiğine, üreticinin ne kadar doğru bilgilendirildiğine ve alınan önlemlerin sahada gerçekten uygulanıp uygulanmadığına da bakmalıyız.
Bir veteriner hekim olarak biliyorum ki hastalık ortaya çıktıktan sonra müdahale etmek zorundayız. Ama asıl başarı, önlenebilir kayıpları daha yaşanmadan azaltabilmektir. Hayvan pazarını kapatmak bazen gereklidir; asıl mesele, o kapıyı yeniden açtığımızda aynı risklerle karşı karşıya kalmamaktır.
Çünkü koruyucu hekimlik, kriz çıktığında hatırlanan bir tedbir değil; her gün sürdürülmesi gereken bir sorumluluktur.
YAZARIN DİĞER YAZILARI
- Bir canlıya yuva açmadan önce ehliyet almak gerekmez mi? 07 Ekim 2026 Çarşamba
- Hayvanları korumak, onları sevmekten fazlasıdır 04 Ekim 2026 Pazar
- Kuduzdan korkmalı mıyız, yoksa önlemeyi mi öğrenmeliyiz? 28 Eylül 2026 Pazartesi
- Toplamak kolay. Peki ya yaşatmak? 26 Eylül 2026 Cumartesi
- Veteriner hekim sağlık çalışanı değil mi? 24 Eylül 2026 Perşembe