Veteriner Hekimi - Hospivet veteriner kliniği kurucusu
Mahmut Baran ŞAHİN

Kuduzdan korkmalı mıyız, yoksa önlemeyi mi öğrenmeliyiz?

28 Eylül 2026 15:36
28 Eylül Dünya Kuduz Günü.

Kuduz kelimesini duyduğumuzda toplum olarak hâlâ biraz korkuyoruz. Aslında korkmakta haksız da değiliz. Çünkü kuduz, belirtileri ortaya çıktıktan sonra neredeyse yüzde yüz ölümcül seyreden bir hastalık. Ama aynı zamanda çok önemli bir özelliği daha var: önlenebilir bir hastalık.

Bence kuduzla ilgili asıl konuşmamız gereken yer tam da burası.

Çünkü geçtiğimiz yıl İstanbul’da 123 bin 538 kişi, kuduz riskli temas nedeniyle hastanelere başvurdu. Bu insanların tamamının kuduz olduğu anlamına gelmiyor. Tam tersine, bu rakam bize sağlık sisteminin olası bir riske karşı ne kadar yoğun çalıştığını gösteriyor. İstanbul’da son kuduz vakasının 2007 yılında görülmüş olması da bu ayrımı özellikle önemli hale getiriyor.

Yani ortada 123 bin kuduz hastası yok.

Ama 123 bin kişinin bir hayvanla yaşadığı temas sonrasında “Acaba kuduz olabilir miyim?” endişesiyle sağlık kuruluşuna başvurduğu bir tablo var.

Bir veteriner hekim olarak benim burada aklıma gelen ilk soru şu:

Biz neden hep ısırılma gerçekleştikten sonra harekete geçiyoruz?

Elbette ısırılan insanın hastaneye gitmesi, yaranın doğru şekilde temizlenmesi ve gerekiyorsa koruyucu tedavinin başlanması hayati önem taşıyor. Bunun aksini söylemek mümkün değil. Fakat bu, işin son halkası.

Kuduzla mücadele aslında insan hastaneye gittiğinde değil, çok daha önce başlamalı.

Hayvanların aşılanmasıyla başlamalı. Hayvan popülasyonlarının düzenli takip edilmesiyle devam etmeli. Şüpheli vakaların hızlı şekilde bildirilmesi, laboratuvar tanısının yapılması, sahipli hayvanların kayıt altında tutulması, hayvan sahiplerinin bilinçlendirilmesi ve veteriner hizmetlerinin sahada güçlü olması gerekiyor.

Dünya Sağlık Örgütü’nün yıllardır söylediği şey de bu. İnsanlarda köpek kaynaklı kuduzun önlenmesinde en önemli araç, hastalığı kaynağında kontrol etmek ve yeterli oranda köpek aşılaması sağlamak. Riskli bölgelerde köpeklerin en az yüzde 70’inin aşılanması, bulaş zincirinin kırılması açısından kritik kabul ediliyor.

Burada veteriner hekimliğin halk sağlığı açısından ne kadar önemli olduğu bir kez daha ortaya çıkıyor.

Çünkü veteriner hekim sadece hasta bir hayvanı tedavi eden kişi değil. Bazen insan daha hastaneye gitmeden önce, halk sağlığı açısından ilk uyarıyı yapan kişi. 

Bir hayvanın davranışındaki değişikliği fark eden, şüpheli vakayı bildiren, aşılama yapan, temasları değerlendiren, hayvan sahibine ne yapması gerektiğini anlatan kişi de veteriner hekim.

Bu yüzden kuduz konusunda tartışmayı yalnızca “sokakta kaç köpek var?” noktasına sıkıştırmak bana doğru gelmiyor.

Asıl soru şu olmalı:

Kaç hayvan aşılı?

Kaç hayvan kayıt altında?

Şüpheli vakalar ne kadar hızlı tespit ediliyor?

Veteriner hizmetlerinin sahadaki kapasitesi yeterli mi?

İnsan ve hayvan sağlığı kurumları birlikte çalışıyor mu?

Çünkü kuduz bize çok basit ama çok önemli bir şeyi hatırlatıyor: İnsan sağlığı ile hayvan sağlığı birbirinden ayrı iki dünya değil.

Bugün bir köpeğin aşılanması, yalnızca o köpeğin sağlığıyla ilgili bir işlem değildir. O köpeğin temas edeceği insanların sağlığıyla da ilgilidir.

Dünyada kuduzla mücadelede sadece köpekleri ortadan kaldırmaya dayalı yöntemlerin etkili olmadığı, asıl çözümün yüksek aşılama oranları, sürveyans, sorumlu hayvan sahipliği, eğitim ve güçlü veterinerlik hizmetlerinin birlikte yürütülmesi olduğu konusunda bilimsel birikim oldukça açık.

Aslında veteriner hekimlik biraz da budur.

Hastalık ortaya çıktıktan sonra müdahale etmek elbette önemlidir. Ama asıl başarı, hastalık ortaya çıkmadan önce alınan önlemdir.

Bir veteriner hekimin yaptığı aşının sonucunu ertesi gün göremezsiniz. Bir şüpheli vakayı zamanında bildirmesinin haberini gazetede okuyamazsınız. Bir hayvan sahibine verdiği doğru bilginin kaç insanı koruduğunu da çoğu zaman hiçbir zaman bilemezsiniz.

Ama bütün bunlar yapılmadığında ortaya çıkabilecek sonucu hepimiz biliyoruz.

O yüzden 28 Eylül’de kuduzdan korkmayı değil, kuduzu önlemeyi konuşalım.

Çünkü kuduz kader değil.

Ve bence iyi bir sağlık sistemi, insanları hastalandıktan sonra tedavi etmekle değil, mümkün olduğunca hastalanmalarını engellemekle ölçülmeli.

Kuduz da bunun en net örneklerinden biri.

YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazarın tüm yazıları
X