Veteriner Hekimi - Hospivet veteriner kliniği kurucusu
Mahmut Baran ŞAHİN

Hayvanları korumak, onları sevmekten fazlasıdır

04 Ekim 2026 09:40
4 Ekim Dünya Hayvanları Koruma Günü.

Her yıl bugün geldiğinde hayvanları ne kadar sevdiğimizi anlatan cümleler kuruyor, sosyal medyada fotoğraflar paylaşıyor, bir günlüğüne de olsa onların yaşamlarına daha fazla dikkat kesiliyoruz. Sonra çoğu zaman gündelik hayatımıza kaldığımız yerden devam ediyoruz. Oysa hayvanları korumak, takvimde bir güne sığdırılabilecek bir sorumluluk değil. 

Bir veteriner hekim olarak yıllardır kliniğimde birbirinden farklı hikâyelerle karşılaşıyorum. Kimi zaman ailesinin bir parçası gibi görülen, en küçük sağlık sorunu için endişelenilen bir canlı; kimi zaman da sokağa terk edilmiş, tedavisi gecikmiş, açlıkla ve hastalıkla mücadele eden bir canlı geliyor karşıma. Aralarındaki fark çoğu zaman yalnızca doğdukları yer ya da karşılarına çıkan insan oluyor. Birinin yaşamı güvence altındayken diğeri, hayatta kalabilmek için tesadüflere bırakılıyor.

Hayvan sevgisini çoğu zaman sahip olduğumuz hayvanlarla kurduğumuz ilişki üzerinden tarif ediyoruz. Elbette bir hayvanla aynı evi paylaşmak, onunla bağ kurmak çok kıymetli. Ancak hayvanları koruma sorumluluğumuz, yalnızca evimizdeki dostlarımızla sınırlı değil. Sokakta yaşayan, çiftliklerde bulunan, doğal yaşam alanlarında varlığını sürdüren ya da insan faaliyetleri nedeniyle yaşam alanını kaybeden bütün hayvanlar bu sorumluluğun içinde.

Üstelik hayvanların yaşadığı sorunlar birbirinden çok farklı görünse de çoğunun ortak bir nedeni var: İnsanların kendi ihtiyaçlarını ve çıkarlarını merkeze alırken diğer canlıların ihtiyaçlarını göz ardı etmesi.

Bir hayvanı satın alırken onun yıllar boyunca sürecek bakım sorumluluğunu düşünmemek, birkaç ay sonra yaşam koşulları değiştiğinde sokağa bırakmak, hayvanı bir hediye ya da geçici bir heves gibi görmek bunun en bilinen örneklerinden. Oysa bir hayvan sahiplenmek, yalnızca güzel günleri paylaşmayı kabul etmek değildir. Hastalandığında tedavisini üstlenmek, yaşlandığında bakımını sürdürmek, davranışsal ihtiyaçlarını anlamak ve yaşamı boyunca güvenliğini sağlamak da bu kararın parçasıdır. 

Sahipsiz hayvanlar meselesinde ise tartışmalar çoğu zaman iki uç arasında sıkışıyor. Bir tarafta sokaklarda yaşanan güvenlik ve halk sağlığı kaygıları, diğer tarafta hayvanların yaşam hakkı ve refahı var. Oysa bunları birbirinin karşısına koymak, çözülmesi gereken asıl sorunu daha da büyütüyor. İnsanların güvenliğini sağlamak da hayvanların yaşam koşullarını iyileştirmek de kamunun sorumluluğunda. Bunun yolu öfkeyle alınan kararlardan ya da tek bir uygulamaya bel bağlamaktan değil; bilimsel veriye, yeterli bütçeye, güçlü veterinerlik hizmetlerine ve uzun vadeli bir plana dayanan yönetim anlayışından geçiyor.

Bir hayvanın yalnızca hayatta olması, iyi koşullarda yaşadığı anlamına gelmez. Yeterli beslenemeyen, hastalığı tedavi edilmeyen, hareket edemeyeceği alanlarda tutulan ya da sürekli korku ve stres altında yaşayan bir hayvanın ihtiyaçları karşılanmış sayılmaz. Bu nedenle hayvan refahını konuşurken yalnızca barınak kapasitesini veya toplanan hayvan sayısını değil, o hayvanların nasıl yaşadığını da sorgulamak zorundayız. Barınakların varlığı kadar, içindeki hayvanlara sunulan bakımın niteliği de önemlidir. Yeterli veteriner hekim, teknik personel, tedavi imkânı, hijyen ve uygun yaşam alanları olmadan kalıcı bir refah sağlamak mümkün değildir. 

Hayvanları korumak, yalnızca sahipsiz hayvanlarla ilgili de değil. Soframıza gelen gıdanın üretildiği çiftliklerdeki hayvanların da acı, korku, hastalık ve stresten uzak koşullarda yaşama ihtiyacı var. Doğal yaşam alanları daralan yaban hayvanları, yasa dışı avcılık ve ticaret nedeniyle tehdit altındaki türler de aynı dünyanın parçası. Bir canlıyı ekonomik değerine, insana sağladığı faydaya ya da bize ne kadar yakın olduğuna göre korumaya değer bulduğumuzda, koruma anlayışımızı oldukça daraltmış oluyoruz. 

Veteriner hekimlik, tam da bu noktada yalnızca hastalıkları teşhis ve tedavi eden bir meslek olmaktan çıkıp daha geniş bir sorumluluk üstleniyor. Hayvanların sağlığını korumak, hastalıkları önlemek, zoonozlarla mücadele etmek, hayvan refahını gözetmek ve toplumun doğru bilgiye ulaşmasını sağlamak bu mesleğin ayrılmaz parçaları. Ancak bu sorumluluk yalnızca veteriner hekimlere bırakılamaz. Yerel yönetimlerden merkezi kurumlara, hayvan sahiplerinden sivil toplum kuruluşlarına kadar herkesin üzerine düşen bir görev var. 

4 Ekim’i yalnızca hayvanları sevdiğimizi hatırladığımız bir gün olarak değil, onlara karşı sorumluluklarımızı yeniden düşündüğümüz bir gün olarak değerlendirmek gerekiyor. Çünkü bir hayvanı korumak, ona bir kap mama ya da su vermekle başlayabilir; fakat gerçek koruma, o canlının yaşamı boyunca ihtiyaç duyacağı koşulları oluşturmakla mümkün olur.

Belki de artık kendimize daha basit ama daha zor bir soru sormalıyız: Hayvanları gerçekten koruyor muyuz, yoksa yalnızca onları sevdiğimizi söylemekle mi yetiniyoruz? 

Hayvanların bizim sevgimize olduğu kadar bilgimize, emeğimize, vicdanımıza ve onları koruyacak sistemlere de ihtiyacı var. Onları korumak, insan olmaktan kaynaklanan gücümüzü, bizden daha savunmasız canlıların yaşamını kolaylaştırmak için kullanabilmektir. 

Çünkü hayvanları korumak, yalnızca onlara karşı değil, birlikte yaşadığımız dünyaya ve kendimize karşı da sorumluluğumuzdur.

YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazarın tüm yazıları
X