Fizyoterapist
Deniz Ulaş Akdoğan

‘Dik Dur!’ Demek Neden Yetmiyor?

14 Ağustos 2026 16:09
‘Dik dur.’

Çocukluğumuzdan beri en çok duyduğumuz beden tavsiyelerinden biri bu.

Omuzlarını geriye al, kamburlaşma, başını öne çıkarma…

Zamanla iyi postürün tek bir görüntüsü olduğuna inanmaya başlıyoruz. Baş ortada, omuzlar geride, sırt düz. Sonra boynumuz ya da belimiz ağrıdığında ilk düşündüğümüz şey şu oluyor:

“Ben zaten kötü duruyorum.”

Oysa insan bedeni bir fotoğraf karesi değil.

Postür; gün boyunca değişen, hareket eden, çevreye ve yaptığımız işe uyum sağlayan bir sistem. Bilgisayar başında başka, yürürken başka, yorulduğumuzda başka duruyoruz.

Bu yüzden tek bir pozisyonu “doğru”, diğerlerini “yanlış” ilan etmek fazla basit kalıyor.

Araştırmalarda bazı postür özellikleri ile ağrı arasında ilişkiler bulunabiliyor. Ancak bir duruş biçiminin ağrıyla birlikte görülmesi, ağrının doğrudan nedeni olduğu anlamına gelmiyor.

Ben bu nedenle bir kişiye bakarken yalnızca “ne kadar dik durduğuna” değil, ne kadar rahat hareket edebildiğine bakmayı daha anlamlı buluyorum.

Kambur oturmak tek başına problem olmak zorunda değil.

Ama saatlerce aynı pozisyonda kalmak, farklı yönlere hareket etmekte zorlanmak veya dikleşirken sürekli kasları sıkmak başka bir durum.

Aynı şey fazla “dik” durmaya çalışmak için de geçerli.

Bütün gün omuzları geride tutmak, karnı sıkmak ve göğsü öne çıkarmak da rahat bir postür değildir. Bedenin doğal ihtiyacı sabit kalmak değil, pozisyon değiştirebilmektir.

Bu nedenle bazen “Doğru oturuyor muyum?” sorusundan önce şunu sormak gerekir:

“Ne zamandır aynı pozisyondayım?”

Postürün yalnızca kaslarla ilgili olmadığını da unutmamak gerekiyor.

Ayakta dururken beynimiz gözlerden, iç kulaktaki denge sisteminden, kaslardan ve eklemlerden gelen bilgileri sürekli birleştiriyor. Bedenimizin nerede olduğunu hissedebilmemiz, yani propriosepsiyon, postüral kontrolün önemli parçalarından biri.

Bu yüzden aynayı egzersizlerde kullanmak faydalı olabilir.

Ama amaç aynada kusur aramak değil. 

“Sağ omzumun daha yukarıda olduğunu hissedebiliyor muyum?”

“Ağırlığımı hangi ayağıma veriyorum?”

“Dikleşirken nefesimi tutuyor muyum?”

Bu sorular, kişiye kendi bedenini daha iyi tanımayı öğretir.

Postürü düzeltmek, insanı cetvelle hizalamak değildir.

Hedef; gün boyunca kusursuz bir pozisyonda kalmak değil, farklı pozisyonlar arasında rahatça geçebilmek, gerektiğinde dikleşebilmek, gerektiğinde gevşeyebilmek ve hareket kapasitesini koruyabilmektir.

Bu yüzden bir dahaki sefere kendinizi kambur otururken yakaladığınızda hemen kendinize kızmayın.

Biraz dikleşin.

Sonra arkaya yaslanın.

Kalkın, yürüyün, hareket edin.

Çünkü iyi postür, hiç bozulmayan tek bir duruş değil;

bedenin ihtiyaç duyduğunda başka bir pozisyona geçebilme becerisidir.

YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazarın tüm yazıları
X