1 milyon imza bir şey anlatıyor: Hayvanları yaşatmak istiyoruz
Bazen bir ülkede yaşananları anlamak için uzun raporlara, kalın dosyalara ya da birbirini tekrar eden açıklamalara ihtiyaç duymazsınız. Bazen bir imza kampanyasının ulaştığı sayı, toplumun vicdanında biriken soruları görünür kılmaya yeter
Sokakta yaşayan hayvanlara yönelik yasal düzenlemenin değiştirilmesini talep eden “Yaşatan Yasa İstiyoruz” kampanyası, 1 milyon 108 bin imzaya ulaştı. Kampanyayı yürüten Yaşatacağız Platformu, imzaları kasım ayı içinde Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne sunmaya hazırlanıyor. Talep, hayvanların yaşam hakkını esas alan yeni bir düzenleme yapılması ve “kısırlaştır-aşılat-yerinde yaşat” yaklaşımının yeniden değerlendirilmesi.
Bir imza kampanyası elbette tek başına bilimsel bir çözüm değildir. İmzaların sayısı, toplumun tamamının aynı düşündüğünü de göstermez. Fakat bir milyonu aşan katılımı görmezden gelmek de mümkün değil. Bu sayı, hayvanların yaşam koşulları ve onlara yönelik uygulamalar hakkında ciddi bir toplumsal kaygının bulunduğunu gösteriyor.
Bir veteriner hekim olarak bu tartışmaya yalnızca hayvan sevgisi üzerinden bakmıyorum. Çünkü mesele, bir hayvanı sevip sevmemekten çok daha kapsamlı. Hayvan refahı, halk sağlığı, sokak güvenliği, kısırlaştırma, aşılama, kayıt sistemi ve yerel yönetimlerin sorumluluğu aynı başlığın altında buluşuyor.
Sokaklarda yaşanan sorunları yok sayamayız. İnsanların güvenli yaşama hakkı vardır. Özellikle çocukların, yaşlıların ve hayvanlardan korkan insanların kaygılarını küçümsemek doğru değildir. Kuduz gibi ölümcül bir hastalığın kontrolü de toplum sağlığı açısından hayati önem taşır. Ancak bu gerçekler, hayvanların yaşam hakkını ve refahını göz ardı etmemizi gerektirmez. İnsan güvenliğiyle hayvan refahını birbirinin karşısına koymak, çözüm üretmek yerine tartışmayı daha da sertleştirir.
Asıl soru şu: Bir sorunu ortadan kaldırmak için gerçekten etkili olan yöntemi mi seçiyoruz, yoksa yalnızca gözümüzün önünden kaldırmayı mı?
Koruyucu hekimlikte hastalık ortaya çıktıktan sonra müdahale etmek elbette gereklidir. Fakat asıl başarı, hastalığı önleyebilmek ve riskleri daha oluşmadan azaltabilmektir. Hayvan popülasyonlarının yönetiminde de benzer bir yaklaşım gerekiyor. Kısırlaştırma çalışmalarının düzenli ve yeterli biçimde yürütülmesi, aşılama, kayıt ve izleme sistemleri, sorumlu hayvan sahipliği, sahiplendirme ve etkili denetim birbirinden bağımsız düşünülemez.
Bunların hiçbiri bir gecede sonuç verecek uygulamalar değil. Düzenli kaynak, nitelikli personel, bilimsel planlama ve uzun vadeli takip gerektiriyor. Ancak zor olması, bu sorumluluklardan vazgeçmek için gerekçe olamaz. Bir hayvanı bulunduğu yerden almak, onun sağlıklı ve güvenli bir yaşam sürdüreceğini kendiliğinden garanti etmez. Barınakların kapasitesi, bakım koşulları, veteriner hekim sayısı, tedavi olanakları ve sahiplendirme süreçleri de aynı ciddiyetle değerlendirilmelidir.
Hayvanların yaşam hakkını savunmak, her uygulamayı sorgusuz sualsiz kabul etmek anlamına gelmez. Bilimsel verilerle desteklenmeyen, sahada uygulanabilirliği bulunmayan ya da insan güvenliğini göz ardı eden bir yaklaşımın kalıcı çözüm üretmesi beklenemez. Aynı şekilde, hayvanları yalnızca bir güvenlik sorunu olarak görmek de bilimsel ve etik bir yaklaşım değildir.
Bu nedenle Meclis’e taşınacak imzaların asıl değeri, yalnızca bir yasa değişikliği talep etmelerinde değil; karar vericilere daha kapsamlı bir sorumluluk hatırlatmalarında yatıyor. Hayvanların yaşamını koruyan, toplumun güvenliğini gözeten ve yerel yönetimlerin görevlerini açık biçimde tanımlayan bir politika oluşturulmalı. Bu politikanın başarısı da sloganlarla değil, ölçülebilir sonuçlarla değerlendirilmelidir.
Bir milyondan fazla insanın imzası, bize bir tartışmanın hâlâ kapanmadığını söylüyor. Bu tartışmayı öfkeyle değil, bilimle; birbirimizi suçlayarak değil, sorumlulukları yerine getirerek yürütmek zorundayız.
Çünkü hayvanları yaşatmak, yalnızca hayvanların meselesi değildir. Bir toplumun bilime, vicdana ve birlikte yaşama kültürüne nasıl yaklaştığının da göstergesidir.
Sokakları daha güvenli hâle getirmek istiyorsak, yaşamı koruyan çözümler üretmeliyiz. Bir canlının hayatını gözden çıkarmak, çözümün kendisi olamaz.